İki Şehrin Hikayesi , İngiliz yazar Charles Dickens’in 1859 yılında yazdığı Fransız Devriminin öncesi ve sonrasını anlatan tarihsel bir romandır. Roman, devrime yakın Fransa’daki yoksul halkın sefaletini ve devrimden sonra aristokratlara karşı alınan tavrı gözler önüne seriyor. Ayrıca roman Fransız Devriminin, düşünüldüğünün aksine işçi sınıfının değil burjuvazinin devrimi , Burjuva sınıfının monarşiye ve aristokrasiye karşı gücü elde etmek adına, fırsattan istifade kargaşa ortamında yoksul halkı yanına alarak, kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde yönlendirmesini çok güzel bir şekilde anlatıyor. “Her devrim ilk önce kendi çoçuklarını yer” sözünün ne kadar doğru olduğu Fransızlar devrim sonrası yaşadıkları ile anlayıp “ulusal bıçağın” (giyotinin) gölgesinde yaşamak zorunda kalıyorlar.Kitap “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu…” cümlesi ile başlıyor Charles bir devrimi bir sosyal ihtilali iki farklı dünyaların insanın aşk hikayesi üzerinden anlatıyor. Her ne kadar hikayenin kahramanları Charles Evremonde (Charles Darnay) ve Lucie Manette gibi gözüksede asıl karakter her şeyin seyrini değiştiren Sydney Cartondur. 17. yüzyıla gidip kendisiyle tanışmayı taş duvarların arkasındaki o hapishane hücresinde son saatlerinde “ulusal bıçağın şevkatli hızlı ve acısız kollarına kendini bırakmayı beklerken” yanında olmayı çok isterdim… “Bu şimdiye dek yaptığım en iyi, en doğru şey ve bu yolun sonu, şimdiye dek hiç bilmediğim kadar güzel, çok güzel bir uyku”