Kitaplar bazen yazıldığı dönemi yansıtan bir belge, bazen yazarın kendi hayatından bıraktığı izler, bazen yansıtılmayan duyguların tercümesidir. Her kitap, bambaşka dünyaları barındırır içinde. Bir kitap kapağını açmak demek, bambaşka dünyalar, bambaşka yaşamlar, bambaşka ve birbirinden güzel tecrübeler demektir.
İnkılâp Yayınevi'nden okuduğum kitapta ön söz, Zülfü Livaneli'ye ait. Kitabın ön sözü, "okumalı ama ne okumalı?" sorusuyla karşılıyor bizi. "Okurum ama hayal ürünü olan romanları, şiirleri değil." diyerek okuma eylemini nitelikli düşünce, edebiyat ve bilim yapıtlarıyla sınırlandırmış olduğumuz gerçeğinden bahsediyor Livaneli. Normalde kitap ön sözlerini pek okumam ancak bu cümleler, daha ön sözden itibaren beni kitabın içine çekti, bu yüzden burada da paylaşmak istedim.
Kitap, Refik Halid Karay'ın 1930-1937 sürgün yıllarında kaleme aldığı on yedi hikayesinden oluşuyor. Satır aralarında Refik Halid Karay'ın sürgünde hissettikleri, memleket özlemini ve gurbette yaşamın zorluklarından bahseden duygu tasvirleriyle karşılaşıyorsunuz. Kitaptaki tüm hikayeleri beğendim diyemem ama çoğu hikayede duygu bana geçti ve gerçekten üzüldüğüm, beni derinden etkileyen hikayelerde oldu. Eskici adlı hikayede gurbet yurdunda kendi memleketinden bir parça bulmanın güzel duygusu ve gurbete gitmenin verdiği his çok iyi yansıtılmış. Sanırım en beğendiğim hikaye bu oldu. Kitabın sonlarına doğru bazı hikayelerde biraz sıkıldım açıkçası, sonlara doğru okuduğum hikayeler beni çok içine çekmedi.
Sonuç olarak, güzel edebiyatımıza katkıda bulunan bu eseri okumanızı mutlaka tavsiye ederim. Her sayfada bambaşka tecrübeler ve duygularla karşılaşmanız, bir alıntıda bir "siz" bulmanız dileğiyle...