Her zaman kendi kendimizin habercisi olduk ve olacağız da... Biriktirdiğimiz her şey birikip tohum olacak henüz sürülmemiş tarlalara.
Tarlalar da çiftçi de biziz, işçi ve mahsul de biziz.
Bütün kuşların gittiğini anladığı tek bir sabaha uyanıyor insan. Gökyüzü herkesindir diyor yalancı bir şair, sol kulağımda. Bu gök bana ait değil zira, masmavi değil benim göğsümün tavanı. Her şey güneşli bir pazartesi sabahı başlardı Pollyanna'nın hikayesinde bile, ne diye bu sisli çarşamba gecesi yüreğimde?
Kar yağıyor günlerdir kalbimin bütün sokaklarına. Umuda dair ne varsa ince bir sızı sol tarafımda. Kar yağıyor bembeyaz, şehrimin en güzel aşklarını büsbütün örtüyor hiç yaşanmamışlar gibi. Kar yağıyor aylar oldu, kırılmış kalbimin pencereleri. Soğuk alıyorum durmadan ve kanatıyor sağımı solumu her nefesimde içerime düşen cam parçaları. Üşüyorum çok zaman oldu. Anlıyorum ki eskise de eksilmiyor kalp ağrısı, sahiden. Ne bu şehre sığabiliyorum ne de kaçıp gidebiliyorum. Bir pencere önünde bomboş tarihler sayıklıyorum durmaksızın. Bir kuş ki vurulmuş kanatlarından, bir sevda ki kurumuş susuzluktan, bir güneş ki gidende kalmış tüm ışığı. Geriye de bir avuç hatıra kalmış, buz gibi.
Dedim ya, bütün kuşların gittiğini anladığı tek bir sabaha uyanır insan. Ne yere sığar ne göğe.
Öylesine yıkılmaz insan. Ölesiye özler insan. Deli gibi koşmak istediği bir yere adım bile atamaz bazen insan. İnsan diyorum, insan..
Kar yağıyor inançlarımın üstüne, sobada kestane pişirelim mi?