Elime aldığımda kapağına uzun uzun baktım. Neval El Seddavi’nin Sıfır Noktasındaki Kadın kitabı, daha ilk anda bile sıradan bir okuma deneyimi olmayacağını fısıldıyordu bana. Ve gerçekten de öyle oldu: sayfaları çevirdikçe kendimi sadece bir hikâyenin değil, bir haykırışın, bir isyanın içinde buldum.
Bu kitapta tanıştığımız kadın, Firdevs. Onun hayatını okurken sık sık durdum, gözlerim bir noktaya takıldı kaldı. Çünkü yaşadıkları bana tamamen yabancı değildi. Belki birebir aynı değil, ama hepimizin hayatında bir yerlerden sızmış kırıntıları var. Susturulmuş seslerde, küçümsenen kadınlarda, görmezden gelinen yaralarda… Firdevs’in hikâyesi aslında hepimizin hikâyesine dokunuyor.
Duyguların ağırlığı
Okurken öyle anlar geldi ki, elimdeki kitabı kapatıp derin bir nefes almak zorunda kaldım. Çünkü Neval El Seddavi süslemiyor, saklamıyor. Gerçekleri olduğu gibi, bütün çıplaklığıyla veriyor. Bu yüzden satırlar yalnızca okunmuyor, ruhumuzda yankı buluyor.
Firdevs’in çocukluğundan kadınlığına uzanan yolculuğu; şiddetin, sömürünün, umudun ve özgürlüğe duyulan büyük açlığın hikâyesi. Ve ben en çok şunu hissettim: Firdevs’in yaşadıkları bir karakterin değil, binlerce kadının taşıdığı bir gerçek.
Özgürlüğün bedeli
Firdevs’in en çok peşinden koştuğu şey, özgürlük. Ama o özgürlüğe ulaşmanın bedelleri ağır… Kitabın sonunda ona kızmakla hayran olmak arasında kalıyorsunuz. Bir yanınız “neden böyle yaptı?” derken, diğer yanınız fısıldıyor: “başka seçeneği var mıydı ki?”
İşte bu çelişki kitabı unutulmaz kılıyor. Çünkü gerçek hayat da böyle değil mi? Siyah-beyaz değil; karmaşık, sancılı, iç burkan gri tonlardan oluşuyor.
Bana ne bıraktı?
Son sayfayı kapattığımda içimde ağır ama gerekli bir duygu kaldı. Firdevs sanki gözlerimin içine bakıp şunu söylüyordu:
“Benim hikâyem yalnızca