"Kilitlerin çok olduğu yerde anahtarları olan adam kendini kral gibi hisseder şüphesiz. Kralsınız şimdi, şu anda. Kral, sultan, vali... Adaleti olmayan elde, anahtar zulmün emrindedir."
“Tam 51 yıl, 9 ay, 4 gün süren bir bekleyiş… Bir aşkın zamanla yarışmadığı, zamanın bizzat kendisine dönüştüğü bir hikâye.”
Gabriel Garcia Marquez'in Kolera Günlerinde Aşk romanı, ilk bakışta büyük ve efsanevi bir aşk anlatısı gibi görünse de, aslında aşkın farklı halleri, çelişkileri ve insan doğasının zayıflıkları üzerine kurulu çok katmanlı bir hikâye.
Genç yaşta birbirine âşık olan Florentino Ariza ve Fermina Daza, hayatın gerçekleriyle yolları ayırılır. Fermina, daha güvenli ve toplumsal olarak kabul gören bir seçim yaparak Juvenal Urbino ile evlenir. Urbino, düzenli, saygın ve akılcı bir doktordur.
Florentino ise Fermina’ya olan aşkını yıllar boyunca kalbinde taşır. Ama bu aşk, beklenenin aksine saf bir sadakatten ziyade oldukça karmaşık bir biçimde varlığını sürdürür.
Yıllar geçer, hayatlar yaşanır, hatalar yapılır ve nihayetinde Urbino’nun ölümünden sonra Florentino, yarım asrı aşan bekleyişinin ardından yeniden Fermina’nın karşısına çıkar.
Florentino'nun bu bekleyişi bir aşk mı yoksa bir takıntı mıdır? Romanın en tartışmalı noktası tam da burada başlar. Florentino’nun sadakati aslında oldukça problemli. Fermina’ya duygusal olarak bağlı kalırken, hayatı boyunca yüzlerce kadınla (romanda yaklaşık 622 ilişki olduğu ima edilir) birlikte olması, bu aşkın ne kadar gerçek olduğu sorusunu doğuruyor.
Bu aşk bana pek inandırıcı gelmedi. Florentino’nun aşkı, romantik olmaktan çok takıntılı ve hatta yer yer bencil bir bağlılık gibiydi. Kalbi Fermina’da olabilir ama yaşam biçimi bu duyguyu çok zayıflattı.
Hikayedeki en insani karakter bence Juvenal Urbino'ydu. Kusurlu, zaman zaman sadakatsiz, ama yaptığı şeylerin farkında olan, içsel çatışma yaşayan biriydi. Onun evlilik içindeki hataları ve suçluluk hissi, karakteri daha gerçek kıldı benim gözümde. Özellikle ölümünün ironisi çok çarpıcıydı.