Bir Garip Hikâye
Bir garip hikâye biliyorum ben... Bir garip ülkenin hikâyesi...
İnsanların ellerinden hayalleri alınmış; başarılı olma, yararlı olma istekleri yok edilmiş. İnsanlara, yaptıkları mesleklere göre değer verilir olmuş. Amiyane tabirle, meslek adam yerine koyulur, insan adam yerine koyulmaz olmuş. Ben şuyum, ben buyum diyenden geçilmez olmuş ortalık. İnsana yararlı olmak için aldığı yetkiyi, insanı ezmek için, hayallerini ve ideallerini yok etmek için kullanan insanlar belirmiş. İnsanlar, başarıyla, çalışmalarıyla değil; isimlerinin önündeki kalabalık yazılarla, unvanlarla övünür olmuş. Unutmuşlar, herkesin bir beyni, bir kalbi, bir aklı olduğunu. Unutmuşlar, herkesin insan olduğunu. Sadece kendileri inandığı halde, kendi kendilerine insanüstücülük oynamaya başlamışlar.
#Yusuf YILMAZOĞLU#
"Hani nasıl biliyor musun? Yetişmek için canını dişine taktığın, koştuğun yere varmışsın da orada seni bekliyorlarmış, orada sana yer yokmuş hissi. Hani ucu ucuna kaçırılmış her şeyin arkasında bıraktığı o kekremsi his. Bilirsin bazı sızılar eti değil, ruhu acıtır."
İnsan oğlu çoğunlukla sevgi konusunda bencildir. Olduğu gibi sevmek istemez. İstediğim, hayal ettiğim gibi olursan severim, şartlı refleksini dayatır karşısındakine. Bana benim istediğim gibi davranırsan ve istediğimi verirsen seni severim, şeklinde bir sevmektir bu. Sen olduğun, öyle olduğun için değil...
Bağlanalım sevdiğimiz insanlara, ama onlara bağımlı olmayalım, her duygumuzu onlara endekslemeyelim.
(Gerçek özgürlük, kaybetme korkusuna rağmen, sevmeye devam edebilmektir.)