Kitap bir fırtınayla başlıyor. Sonra bizi tam bir Müge Anlı'daki olaylar evrenine geçiriyor. Kaynana şimşirlik, Mazhar ibretlik, Nazan masum gibi dursa da kendi karakteri oturmamış, nereye çekilse oraya giden, duygularını/düşüncelerini yansıtamayan biri...
Mazhar, annesinin huyunu bilmez gibi karısından karılık bekliyor, olmayınca dışarıya düşkün oluyor. Hikayeye giren çıkan insanlar, bu ana karakterlerin etrafında olayların daha da kötüye gitmesine sebep oluyor. Hikaye hem biraz insanların tercihleri, vazgeçişleri üzerine hem de o dönemin yenileşme hareketlerine, particilik olaylarına yönelik.
Erkeklerin bu kadar rahat kadınlar üzerindeki hükmü ve halkın buna hizmet eder görüşleri hikayeyi çıkmaz bir yere de götürdü aslında. Namuslu olan en namussuz, namussuz olan en namuslu oluverdi bir anda...
Ben olaylar ilerlerken hiç böyle hayal etmemiştim. Nazan'ın bir öc alma hikayesi olmasını beklerdim. Hayat kendi tokatını ölümle Mazhar'a, düşkün olmakla kaynanasına vursa da hikaye Nazan açısından hep en kötüye gitti. Harun tüm bunlar yaşanırken oradan oraya sürüklendi, ellerin elinde doktor oldu çıktı ama hep bir gerçek anne baba sevgisi aradı. İlginçtir ki Nazan bu kadar bertaraf olurken "Bar kızı Neriman" hikayenin sonuna kadar hep mutlu mesut oldu. Tam oğluna kavuştu derken oğluna zarar gelmesin diye kendisinden hiç beklenmeyecek bir hamleyle hem bir can aldı hem bir can verdi Nazan. "Nerede burada adalet şimdi?" dedim kitap biterken...
Sevgili Orhan Kemal; kalemine sağlık... Dizisi çekilse "amma abarttınız" denecek olaylar silsilesini bizim hayal dünyamızda canlandırdığın için teşekkür ederiz. 🩷