Metrodayım. Hicr Suresini dinliyorum. "Ve kânû yenhutûne min'el cibâli buyûten aminîn..." Kulağım takıldı kaldı burada. "Onlar, güvende olmak üzere dağları oyarak barınaklar yaparlardı." Daha önce helâke uğramış ve yaptıkları evler başlarına geçmiş bir kavim, yaptıkları evler başlarına yıkılmasın diye bu defa dağları oyarak sağlam evler yapmışlardı. Ashab-ı Hicr! Yerin altı oyularak yapılan yollar üzerindeki bir yolcu olarak dinliyordum bu ayetleri. YouTube premium yok bende, arka plana geçirip de not alamadım kendime. Şimdi yerin altından çıkmış ve geçici menziline varmış bir yolcu olarak kaleme alıyorum bu satırları. Kendime soruyorum: ne kadar güvendeyim?
İçimde dağlar sıralanmış ve dağlara evler oyan bir isyankar kavim yaşıyor benimle! Bir sayha! O, beklenmedik bir anda geliverecek üzerime diye korkuyorum. Korkuyorum yaptığım evler yıkılacak diye; helak olmaktan korkuyorum. İçimde korku evleri var; içimde korkular yaşıyor, korkularım komşularım, korkularımla yaşıyorum.
Dün akşam dualarım üzerine düşünüyordum. Ne korkusuz dualarım var diye tan ediyordum kendime. Korkusuz dualarımdan hicap duydum, korkusuzca dua edişlerime. Hep kendisine sığındığımı iddia ederken, korkularımı açık açık dile getirmiyordum. Korkularımı arz ederken korkak, dileklerimi arz ederken bir o kadar korkusuzdum. Dileklerimi arz ederken korkusuz, kabul edilmeyeceğini düşününce korkaktım.
Korkularım inşa ediyor beni bu sıralar yeniden. Ümitlerimin kırıldığını hissettiğim anda korkularıma mağlup düşüyorum... Korku ile dağlara evler oyuyordu Hicr halkı. Evleri yeniden başlarına yıkılacak diye korkuyorlardı ve bu korkuyu yenmek için yeni bir inşaya girişiyorlardı. Yıkılmayacak evler yaptılar sonunda! Ama yıkılan, hikayenin sonunda kendileri oldu. Evin yıkılmasından değil, azaptan ve azabın