Beraber mutlu yaşanmış bir hayatın sonunda bile aşkın ne olduğunu tam olarak söylemek zor. Orada olduğunu biliyoruz, olmak zorunda; yoksa nasıl birbirimiz için hala öncelikli olabilir ve tartışmaları ya da yanlış anlaşılmaları nasıl atlatabilirdik? Bir şey bizi beraber tutuyor ama ne, ve nasıl ve neden?… Sözcükler tam onları toparlamaya çalışırken kıvrılıp yok oluyorlar ve geriye yenik bir omuz silkme ve gülümseme kalıyor. “Yani aslında, bilirsin işte… “
“Aşk hakkında ağdalı sözler söyleyebiliriz ama sık sık da aptallaşıp kalıyoruz aşk yüzünden.”
Sarf edilen sözcüklerin hacmi bile bize hem bu konuda söylenecek ne kadar çok şey olduğunu gösteriyor hem de kesin olarak söylenebilecek ne kadar az şey olduğunu.
İngiliz filozof J.L.Austin söylediğimiz şeylerin gerçekliği tarif etmekle kalmadığını, değiştirdiğini de iddia etti. Mesela, “seni seviyorum“ demek sadece bir hissin ifadesi değildi; bu söz aynı zamanda ilişkinin doğasını değiştiriyor, bağlılık anlamına geliyor ve hatta cevap bekleyen bir soru olabiliyor ( Sen de beni seviyor musun?).