Başkasının acısına tanıklık etmek zor olabilir, çoğumuzda acımanın eksik kalmasının sebeplerinden biri de kendimizi güvenli bir mesafede uzakta tutmamız. Belki de gereken fiziksel desteğin büyüklüğü gözünüzü korkutuyor ve kendimizi bir gözyaşıyla avutup geçip gidiyoruz. Belki de, başkasının kırılganlığı ve fiziksel hastalığı bize itici geliyor, kendi başımıza geldiğini düşününce baş edemediğimiz bu şeyleri başkalarında görmeye dayanamıyoruz.
“Hiçbir şey, “diye uyarıyordu Cicero, “gözyaşından daha hızlı kuramaz. “ MERHAMET,  bir başkasının acısına dahil olma isteğini içerse de acıma, daha ziyade bir izleyici aktivitesidir.
Çünkü bu cesur yeni duygusal dünyada bir kaşif olarak öğrendiğim bir şey de şu: Duygularımızı anlatırken ihtiyacımız olan şey sözcükleri azaltmak değil.
Daha fazlasına ihtiyacımız var.
Duyguların bastırılabilir ya da birikip dışa vurulabilir şeyler olduğunu Freud’un çalışmaları üzerinden düşünebilmeye başladık. Özellikle de çocukluk korkuları ya da arzuları olmak üzere bazı duygular da zihinlerinizin en derilerine çöküp saklanabiliyor ve ancak yıllar sonra rüyalarda ya da karşı koyulmayan istekler şeklinde hatta baş ağrısı ya da mide krampları gibi fiziksel semptomlar olarak karşımıza çıkabiliyor.