Çocukken Tanrımızla tanıştığımızda, varlığımız varlığıyla bütünleşir, zamanla ilişkimiz elli yıllık evlilikler gibi içi boş birlikteliğimizin adetlerine dönüşür, oyunumuzun sonunda ölümün yaklaşmasıyla evliliklerini tekrar kutsayan eşler gibi, Tanrı'ya sarılır ondan medet umarız.
Yaşantımızda tadı damağımızda kalanlar,
Yaşama diktiğimiz korkuluklarımıza rağmen kucaklaştıklarımızla.
"Bir defa yaşıyorum!" deyip nadiren cesaretimizi toplayabildiğimizde,
Başkalarının, yoldan çıktı dediklerinde,
Şeytan dürtmüştür diye kınanan tesadüflerde.
Düzenimiz, tesadüflere karşı örgütlenmiş.
Çocuklardan ölümü gizliyor, onları ne hakla bu dünyaya mahkum ettiğimizi kendimize sormuyoruz. Çocuk yapmak bencilliğin dik alası. Maymun iştahlıyız. Atomu parçaladık bomba yapıyor, tekerleği icat ettik arabaları yarıştırıyor, siyahları Akdeniz 'de boğulmaya terk edip aynı denizin kıyısında bronzlaşmak için güneş kremi sürüyor, ehlileştirdiğimiz kedileri satıyor, tüketmeye doyamıyor, uzayda bayrak dikiyor, ne yapabilirsek yapmaya çalışıyoruz.
Sırf yapabiliyoruz diye çocuk yapmak!
Toprağımızı sürsün, başlık parası getirsin, yaşlanınca bize baksın diye çocuk yaparız.
Adımın yaşatsın, tohumumu yaysın, malıma sahip çıksın, eşim beni sevsin, bırakıp gitmesin, aşkımızı kanıtlasın diye çocuk yaparız.
Kendimizi eksik hissettiğimiz için çocuk yaparız.
Ensestimizin, tacizimizin sessiz kurbanlarını görmezden geliriz.
Yalan söylemesinler diye mi sormayız anne babamıza, "Beni neden yaptın?" diye.