"Bütün görüntüler yokolup gidecek." diye başlıyor kitap. Yazar "Oto Sosyo Biyografi" olarak adlandırmış türünü. Ve 2022 yılında Nobel almış.
Kitaplar, filmler, şarkılar, ünlüler, yerler, halklar, dipnotlar, fotoğraflar sığdırmış sayfalara. Toplumsal bellek... Seneler... Seneler... Seneler..
Yüzyılın tarihi, dökümü, arşivi gibi. Sanki bir almanak gibi.
Kitapta anlatılan dergilerin, gazetelerin, filmlerin, gazetecilerin, politikacıların bizde ve diğer ülkelerde muadilleri var.
Gerçek ve hayal içiçe girmiş. Dümdüz yazmış, böyle yazmayı istemiş gibi. Yaşananlara dışarıdan bakmış, kayıt altına almış. Kollektif bir hafıza yaratmış. Bir zamanlar olanları, bir zamanlar olduğu kişiyi anlatmış hiç sakınmadan. Kendine dönük yorumlar katmış okuyucuyu ortak saymış.
Ve en çok da tarihte bitmeyen "eril gücün" hiç değişmediğine parmak basmış. Herşey birbirini takip etmiş, yinelenmiş...
Unutmamak adına yaşananları, okuruna bırakmamak adına okunması gereken bir kitap.
Ve son bir alıntı...
"Hepsine ve hiçbirine aittik. Bizim kendi senelerimiz yoktu onların arasında.
Mutasyona uğruyorduk. Yeni biçimimizi tanımıyorduk.
Gece başımızı gökyüzüne kaldırdığımızda Ay’ın, enginliğini ve fokur fokur kaynayışını içimizde hissettiğimiz dünyanın, milyarlarca insanın üzerinde, her zamanki yerinde parladığını görüyorduk. Bilinç, gezegenin tamamını içine alarak diğer galaksilere doğru genleşiyordu. Sonsuzluk muhayyel olmaktan çıkıyordu. Tam da bu yüzden, günün birinde öleceğimizi düşünmek tasavvur edilemez geliyordu."
Ve yazarın dediği gibi:
1. "... artık bir daha göremeyeceğimiz yüzlere vuran ışığı yakalamak, yok olmuş yiyeceklerle dolu sofralara vuran, çocukluğunun pazar anlatılarında orada olan, yaşanmış şeylerin üzerine her daim vurmaya devam eden o ışığı, kadim ışığı yakalamak. Kurtarmak."
2."