Nesrin Õzer

"Cennet bu olmalı, öyleyse sizin cennetiniz Hindistan'da. Hindistan kutsal bir yerdir." "Sen Allah' ı çılgın mı sanıyorsun?" diye sordu Hamit. "Cenneti ne diye Hindistan'a koysun?" " Evet, ama belki daha iyi bir yer bulamamıştır," dedi Kalasinga.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Nereye gitseler kendilerinden önce gelen Avrupalılarla karşılaşıyorlardı. Avrupalılar, askerlerini ve yetkililerini yerleştiriyorlar ve insanlara onları düşmanlarından kurtarmaya geldiklerini söylüyorlardı, ama tek amaçları halkı köleleştirmekti. Sanki ortalıkta konuşacak başka konu yoktu. Avrupalıların vahşilik ve kabalıklarından gözleri korkan satıcılar onlardan şaşkınlıkla söz ediyorlardı. Hiçbir şey ödemeden en iyi toprakları alıyorlar, bir iki hileyle insanları kendileri için çalışmaya zorluyorlar, ister sert ister çürük olsun her şeyi ama her şeyi yiyorlar. Bir çekirge sürüsünün oburluğuyla hiçbir erdem gözetmeden her şeyi silip süpürüyorlar. Her şeye vergi koyuyorlar, ödemeyeni hapse atıyorlar ya da kırbaçlıyorlar, hatta asıyorlar. İlk yaptıkları şey hapishane olur, sonra bir kilise, sonra da bir market kurarlar, Böylece ticareti denetim altına alıp vergilendirirler. Hatta bunları yaşayacakları evi yapmadan önce yaparlar. Böyle şey hiç duyulmuş mu?
Bir Luterci papaz onlara demir pulluğun nasıl kullanılacağını göstermiş, tekerlek yapmasını öğretmişti. Onlara bunların Allah'ın armağanı olduğunu, kendisini de ruhlarını kurtarmak için bu topraklara onun yolladığını söylemişti. Çalışmanın Allah'ın buyrultusu olduğunu, insanların içindeki kötülüğü öldürdüğünü bildirmişti. Tapınma saatleri dışında kilisesini bir okul gibi kullanmış, insanlara okuma yazma öğretmişti. Üst dediği için insanlar böyle yararlı papazları olan Allah'a bağlanmışlardı. Papaz onların bir kadından fazlasıyla evlenmesini yasaklamış, onları inanmaya başladıkları yeni Allah'ın atalarından daha önemli olduğu konusunda inandırmıştı. Onlara ilahiler öğretmiş, meyveler ve kaymakla verimli yeşil vadilerin, gulyabaniler ve vahşi hayvanlarla dolu ormanların, karla kaplı dağların ve buz tutmuş göllerdeki köylerin öykülerini anlatmıştı.
Daha önce buraya gelmiş olanların anlattıklarına göre dağın arkasında sığır yetiştirip hayvanların kanını içen savaşçı bir kabile yaşıyordu. Savaşın onurlu bir iş olduğunu düşünüyorlar, şiddete dayalı geçmişlerinden övünç duyuyorlardı. Önderlerinin büyüklüğü komşu Ianna saldırıp ele geçirdikleri hayvanların ve kaçırdıkları kadınların sayısıyla ölçülüyordu.
"Çünkü o bir vahşi, işte bu yüzden. O olduğu gibidir. Bir köpekbalığına ya da yılana neden saldırdığı sorulmaz. Vahşiler de öyledir. Ve sen de sırtında yükle hızlı yürümeyi ve az konuşmayı öğrensen iyi olurdu. Hepiniz inleyen karılar gibisiniz."