Bir kadın arkadaşım, kazandığı paranın tamamını ev işlerini yapacak birine vermeye razıydı; bu sayede, eline hiç para geçmese de kendi hayatını kendisi yaratıyordu.
Fakat şunu da söylemek isterim; bence pislik içinde yaşasanız bile bu, dünyanın bir kadın için uygun gördüğü, o bomboş, kendisini tekrardan ibaret hayattan bin kat evladır.
İnsanlar "kadın" deyince zihinlerinde bir şey yaratıyor, sonra da zihinlerinde yarattıkları kadına uymanızı istiyorlar.
Bunu yaparken baskı uyguladıklarının da farkında değiller, ama bu baskı her yerde. Hayatta kendinize ait herhangi bir şey yaratmış bir kadınsanız, size dayatılan bu baskıya bir yerden çizgi çekmediğiniz sürece herhangi bir iş ortaya koyrnanızın imkansız olduğunu biliyorsunuzdur. Hem bütün nevresimlerim, havlularım ütülü olsun, hem bütün yemeklerim yapılmış olsun, hem de kitap yazayım/resim yapayım/herhangi bir işle ciddi şekilde uğraşayım diyorsanız, bu, başarması mümkün olmayan bir hayaldir.
Kız çocuklarının eğitimi, acı çektiğini dahi fark etmeyen, acıyı alıp kabullenmeyi, onu sessizce çekmeyi öğrenen kadınlar doğurmuştur. Kadınlar acıları katlanılmaz raddeye geldiğinde artık onu fark ve ifade ettiklerinde, abartmakla suçlanırlar. Acılarını sessizce, hiç tepki vermeden çektikleri tüm o süre, insanların gözünde anlaşılmaz kalır çünkü.
Bir acıya dayanmakla övünenler, en fazla acı çekenlerdir. En çok acı çekenlerin, en büyük acılara en uzun süre katlananlar olduğu gibi. Bu döngüyü kırmak için, acı karşısında tepki vermeyi öğrenmek gerekir.