Evlerden, ailelerden, insanın dinlenebileceğini umduğu her yerden nefret ediyordum; sürekli sevgilerden de, aşk bağlılıklarından da, fikirlerden ayrılmazlıklardan da - kısacası adalete zarar veren herşeyden nefret ediyordum; her yeniliğin bizleri her zaman, tamamiyle hazır bulması gerektiğini söylüyordum.
Bildiğiniz herşeyi tanıdım: baharı, toprağın kokusunu, tarlalarda otların çiçeklenişini, ırmak üstünde sabah sislerini, sonra çayırlar üstünde akşam buğusunu. Şehirlerden geçtim, hiç bir yerde durmak istemedim. Yeryüzünde hiç birşeye bağlanmayıp sürekli değişkenlikler içinde ölümsüz bir coşkuyla dolaşan kişiye ne mutlu, diye düşünüyordum.
Günler bilirim ki iki kere ikinin dört ettiğini kendi kendime tekrarlamak bile belli bir mutlulukla doldururdu içimi, - masanın üstünde kendi yumruğumu görmek bile...