📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kar ve İnci'de, yaşamayı öğrenmenin yüzmeyi öğrenmeye ne kadar benzediğini anlatmaya çalışmıştım. Hepimiz suyun içindeyiz. Hayat, gerçekten de suyun ortasında olmaya benziyor. Suyla savaşırsanız, su düşmanlaşır ve sizi içine çeker.
Suyun üzerinde durmasını, hatta yüzmesini öğrenmek, ancak suyla dostlaşarak mümkün. Su, onu dost olarak gördüğümüzde bizi kaldırır, iledememize yardımcı olan hareketi sağlar.
Kendisini güvende hissedemeyen ve güvende olabilmek için birilerini yahut bir şeyleri o düşman güce kurban etmesi gerektiği hissiyatından kurtulamayan kişi, dışında, yukarıda, öfkeli ve tehditkar bir Tanrı tasavvur etmektedir.
Etrafımızdaki unsurları çirkin, düşman, saldırgan, tehdit edici şekillerde algılamamız çoğu zaman iç dünyaınızia ilgilidir. Kendisini bir türlü güvende hissedemeyen, tüm dünyanın ona karşı komplo kurduğunu düşünen şizofrenieri bu duruma örnek göstererebiliriz.
İslami gelenekteki "Beraat Gecesi"ne karşılık olarak düşünülebilecek Yom Kippuröa, yani kefaret ve tövbe gününde, Yahudiler toplumun günahlarına karşılık iki keçi seçer ve bu keçileri kurban ederlerdi. Keçiterin kanlarını akıtmak suretiyle toplum da günahlarından temizlenmiş olurdu. Hristiyanlıkta İsa'nın kendisine iman edenlerin günahları için öldüğü düşüncesi, bilinçaltımızdaki günah keçisi sendromunun bir devamıdır. Antik Yunan'da, Antik Orta Doğu'da ve dünyanın birçok yerinde tarih, bazen keçilerin, bazen insanların toplumun günahları adına Tanrı'ya feda edilmesi ve toplumun bu şekilde kendisini güvende hissetmesine ilişkin kurban ritüelleriyle doludur.