Nesrin Sekmen

Bertrand Russell diye bir adamın tüm denemeleri de Maryland'deki, nüfusu sadece yirmi yedi olan, asla bombalanmayacak bir kasabada. Bu kasabaya gidersen, o kitabı sayfalarını çevirerek okumuş kadar olabilirsin; tek bir kişi öyle çok sayfayı ezberleyebiliyor ki. Günün birinde, senenin birinde savaş bitince kitaplar tekrar yazıya dökülebilir; o zaman bu insanlar bildiklerini ezberden okumaları için birer birer çağrılacak ve bunları yazacağız... ta ki bir başka Karanlık Çağ'a, bu lanet olası işi tekrar yapmamızın gerekeceği bir zamana dek. Ama insanın muhteşem tarafı budur; sil baştan yapmaktan vazgeçecek kadar umutsuzluğa veya tiksintiye kapılmaz asla... çünkü böyle yapmanın önemli ve yapmaya değer olduğunu çok iyi bilir."
Reklam
O küçük hareket, beyaz ve kırmızı renk... o ateş tuhaftı, çünkü Montag için farklı bir şey ifade ediyordu.Yakmıyordu, ısıtıyordu.Montag ateşin sıcaklığına uzatılmış, kolları karanlıkta gizlenen birçok el gördü. Ellerin yukarısındaki hareketsiz si- maları yalnızca ateşin ışığı kımıldatıyor, sarsıyor ve titreştiri- yordu. Montag ateşin böyle görünebileceğini şimdiye kadar bilmemişti. Onun almanın yanı sıra verebileceğini hayatında hiç düşünmemişti. Bu ateşin kokusu bile farklıydı.
"Dinle," dedi. "Ben çocukken dedem ölmüştü; kendisi heykeltıraştı. Ayrıca dünyaya verecek bol bol sevgisi olan, çok iyi bir adamdı ve kasabamızın gecekondu mahallesinin temizlenmesine yardım ederdi; bizim için oyuncaklar yapardı ve hayatında milyonlarca şey yaptı; elleriyle bir şeyler yapardı hep. O öldüğünde, aslında onun için değil de yaptığı onca şey için ağladığımı fark ettim birden. Ağladım, çünkü onları bir daha asla yapmayacaktı; bir daha asla bir odun parçasını yontmayacak, arka bahçede kumru ve güvercin yetiştirmemize yardım etmeyecek, kendi tarzıyla keman çalmayacak ve bize fikra anlatmayacaktı. O bizim parçamızdı ve öldüğünde bütün eylemleri bıçak gibi kesildi, o işleri tam onun gibi yapacak kimse de yoktu. O bir bireydi. Önemli bir adamdı. Ölümünün etkisinden hâlâ kurtulamadım. O öldüğü için kim bilir ne muhteşem oymalar asla yapılmadı, diye düşünürüm sık sık. Dünyada kim bilir kaç fikra eksik ve dedemin elleri kim bilir kaç posta güvercinine dokunmadı. O dünyayı biçimlendirdi. Dünyaya bir şey yaptı. Onun öldüğü gece, dünya on milyon iyi eylemdenler mahrum bırakıldı."
Parmağıyla ilana vurarak "uzun zaman önce" dedi "gerçek ucube gösterileri vardı. Açgözlü sahtekar adamlar, fiziksel kusurları olan insanları kafeslere tıkıp." "Ne tür kusurlar efendim ?" diye sordu biri. "Üç kollu ya da iki burunlu insanlar, bacağı olmayanlar, çok uzun ya da çok kısa boylular. Dolandırıcılar bu zavallı insanları -görünümleri dışında bizden hiçbir farkları yoktu- sergileyip onlara ucube dediler. Halkı onlarla alay etmeleri ve yüzlerine gülmeleri için davet edip para topladılar. Bu sözde ucubelere hayvan muamelesi yaptılar. Çok az paraya çalıştırdılar, dövdüler, paçavra dan yapılmış kıyafetler giydirdiler, yıkanmalarına izin vermediler. Önde oturan kızlardan biri "Bu çok gaddarca efendim" dedi. "Evet ucube gösterileri gaddar ve korkunç oluşumlardı. İlanı görünce bu yüzden sinirlendim." İlanı tahtadan yırtarcasına çekip aldı. "Yıllar önce yasaklanmıştı, ama zaman zaman hala tam gaz devam ettiklerine dair söylentiler duyuluyor."
Ey uyku ve rüyanın hiç uğramadığı kişi! Uyanık kalbin uykudan kurtulduğunda gözünü de uykuya kapatmak zorunda mısın? Uykusuzluk acısı üzerine çöktüğü zaman bir anlık rahatlık sana ne zarar verir; azıcık uyuşan!... Yakışmaz dedi ârif, çünkü Âlemin Yaratıcısı her gece birinci göğe inerek seslenir:Yoldan sapanlar arasında kim kapıma af dilemeye gelir? Bağışımı ona elçi göndereyim,Rahmetimi ona şefaatçi kılayım! Ben böyle bir durumda yatıp uyur muyum? Bu güzel çağrıya kulağımı tıkar mıyım? O lütuf gözünü bana açmışken ben ikbal gözümü yumar mıyım? O'na karşı sevdalık iddiasında bulunanlar, O'nun cemalinden gafil olup uyuyanlardır. Onların iddiası doğruluktan uzaktır, ilk tan kızıllığının nefesi gibi yalandır.
Reklam