Gizem ve tefekkür duygusu birlikte ilerler. Gizemi görmezden gelmek, uygulamalı ateizmin en önemli yönlerinden biridir. Kitle insanının hayatı tefekkür olmaksızın şekillendirilmektedir. Bu insan tipi hiçbir yerde esrarı, muammayı fark etmemektedir. O şaşırmamakta, hayranlık duymamakta, bilinmeyen karşısında korku hissetmemektedir. Kısaca o, ruhuyla yaşamamaktadır. Her şeye rağmen sorun çıktığı noktada, o, sorunu adlandırır, ona isim verir ve böylece soruna çözüm bulduğu yanılgısıyla yaşamaya devam eder.
Yorum tekeli olmayan bir din olan İslam'da reform yapılması gerektiğini savunanları muhakkak görmüşsünüzdür. Luther ve Katolik kilisesi kavgasını burjuvazi tarihçilerinden okumuşlardır. Vardıkları sonuç ise şudur: "Batı, Kilisenin tahakkümünü kırarak aydınlığa ulaştı, o halde biz de protestanlar gibi olmalıyız, hadi reform yapalım!". Oysa bizde Kilise gibi bir otorite zaten yok, alimlerimizin yorum tekeli yok; Protestanların metin yorumlama biçimi kaba bir ham softanın okuma şeklinin aynısı, çok daha tahammülsüz ve kısıtlayıcı. Bu entelektüel ezberlerden varılan sonuç nedir? Hiç bir şeyi anlayamamak ve sığ konuşmalarla aydın olduğunu zannetmek.
Bunları söylediğinizde ruhban ile alim, tekfir ile aforoz arasında birkaç analojik benzetme kurup İslam'da da Kilise olduğu sonucuna varmaya çalışırlar. Bu çaba şuna benzemektedir: "Atlar aslında kedidir çünkü ikisinin de dört ayağı var".
Aşırı okumak bizi daha akıllı yapmaz. Kimi insanlar sadece kitapları "yutar". Onlar bunu, okunmuş olanların "hazmedilmesi", işlenmesi, içselleştirilmesi ve idraki için elzem olan düşünme aralığı olmadan yaparlar. Bu tür insanlar konuştuklarında ağızlarından tamamen ham, işlenmemiş halde Hegel, Heidegger veya Marx paragrafları dökülür. Tıpkı arının topladığı çiçek tozunu bala dönüştürmesi için bir "içsel" gayret ve zaman gerekmesi gibi, okumak için de şahsi katkı gereklidir. (326. not)
Kant’a göre, ahlaki davranışlar rasyoneldir. Bu rasyonellik, eğer nihai bir adalet sağlanırsa geçerlidir ve adalet de sadece Tanrı varsa gerçekleşebilir.