PRENS
Kadın kendisinden koparıldığından beri adam onun peşindeydi.
Eşinin.
Adam kendi adını güçbela anımsıyordu. Anımsıyorsa bunun tek nedeni birlikte azgın ve karanlık denizlerde, uyuklayan kadim ormanlarda; karlarla kaplı, fırtınaların dövdüğü dağlarda kadını aradığı yol arkadaşlarının ona adıyla seslenmeleriydi.
Bedenini doyurmak ve yol arkadaşlarına birkaç saat uyku hakkı tanımak için bir süre dursa da yanındakiler olmasa uçup çok çok uzaklara giderdi. Fakat bu işin sonunu getirecekse onların klıçlarına ve büyüsüne, kıvrak zekâlarına ve bilgeliklerine ihtiyacı olacaktı.
Özünün mahremine kasteden ve eşini kaçırıp demir bir tabuta kapatan karanlık kraliçeyle yüzleştiğinde onlara ihtiyacı olacaktı.
Kraliçenin işini bitirdiğinde eșinden geri kalanları yok etmeye kararlı olan soğukkanlı tanrılarla yüzleşecekti.
Bu yüzden yol arkadaşlarından ayrılmadı. Günler geçse de. Ve haftalar.
Ardından aylar geçse de.
Hálâ arıyordu. Tüm tozlu ve unutulmuş yollarda hâlâ eşini arıyordu.
Ve bazen eșiyle arasındaki bağı kullanarak ona sesleniyor; ruhunu eși her nerede tutsak edilmiş ve mezara kapatılmışsa oraya gönderiyordu.
*Seni bulacağım.*