Bu bir his ki, metin ve sabit, hiç değişmiyor, gün geçtikçe daha kazanıyor, bu his ki, onunla ben, bütün hayatı ve kitapları daha iyi anlıyorum ve kendimi romanlardaki kahramanların çoğuna benzetiyorum, ne dersin?
"Hele gözlerini unutamıyorum, yollarda birçok kadınları ona benzedikleri için beğeniyorum. Ona benzeyenler , fazilete, güzelliğe, bizzat kadınlığın kendisine yaklaşmış oluyorlar..."
- Nadir Bey, ne yapacağız canım? Bu kız içimde yerleşmeye başladı. Sesini hâlâ kulağımda hissediyorum, vallahi, en hafif ihtizazlarına kadar bu ses beni bırakmıyor... Hele gözlerini unutamıyorum, yollarda birçok kadınları ona benzedikleri için beğeniyorum. Ona benzeyenler , fazilete, güzelliğe, bizzat kadınlığın kendisine yaklaşmış oluyorlar... Bu bir his ki, metin ve sabit, hiç değişmiyor, gün geçtikçe daha kazanıyor, bu his ki, onunla ben, bütün hayatı ve kitapları daha iyi anlıyorum ve kendimi romanlardaki kahramanların çoğuna benzetiyorum, ne dersin? Nadir Bey, aşk budur, değil mi?
Mebrure başını kaldırınca Fahri’nin yanık ve isli bakışlarını gördü, kısa bir tahayyül ânı geçirdiğini anladı ve beğenildikleri zaman kadınların hissettikleri gizli titremeyi duydu. Bu sükûtun fazla manâlaşmasına razı olmayarak bir söz açtı: - Fahri Bey, Manisa’da dağlara çıkar mıydınız? - Bir defa çıktım, bir gurup seyrettim Mebrure Hanım, size bahsetmiştim. Asya’nın güzel batılarından biriydi Mebrure Hanım...
"Çepeçevre dağlar arasında Manisa, akşamları morararak susar; ince rüzgârlarla dağılan seyrek ezan seslerinden sonra belde, sonsuz bir sükûta dalar, karanlık basınca, yamaçtaki evlerde cılız petrol lambalarının titrek ışıkları görülür. Bu güzel bir şeydir Mebrure Hanım, Manisa ’nın kimsesizliğine, sahipsizliğine, temiz kalpli insanlarına en yaraşan şey bu pürüzsüz ve devamlı sükûttur, bu karanlıkları sevmiş ve kabul etmiş evlerin loşluğudur Mebrure Hanım."