Fahri, karyolasından sıçradı: - Ah, Nadir Bey, Nadir Bey, şimdi beni coşturacaksınız, kendimi tutamıyorum. Bu ne tereddidir ya Nadir Bey, bu ne çirkef dolu bir kuyunun dibine inmektir? Bu ne baş döndürücü, göz alıcı sukuttur ki, böyle... her gün içimizi paraladığı halde, bizi yine karşılıklı bir mücadeleye hazırlamakta? Ne yapmalı ya Nadir Bey, dostum, bu pek müthiş hal, Yarabbi. Tepemizin ucunda bir neslin ahlâkî çöküntüsünü görüyoruz, sesimizi çıkaramıyoruz, elimizden bir şey gelmiyor, Allah Allah...
"Tabiîdir ki, asıl güzel açlık, değerli açlık, hakikate açlık; asıl susuzluk, gerçek susuzluk, öteye susayıştır. Ab-ı hayat peşinde olmaktır asıl susayış. İnsanın kendi sırrına, varoluşunun sırrına erişi, bir an bile Yaratıcı'sından uzak kalamama susuzluğu açlığıdır, gerçek açlık ve susuzluk."
Bir kış vardır; bu kışı aşan, görülmedik bir baharın altın renkli çiçeklerini, güneş parlaklığındaki çiçeklerini toplayacaktır. işte hazreti İbrahim o kışı aşan ve çiçekleri derleyen gök görevlisi."