Bize çocukluk acılarımızın bir benzerini yaşatacak kişileri gözünden tanır, bir de ona üstelik aşık da oluruz. Sanki bir şey bizi ona mıknatıs gibi çeker. Sonradan bir şeyleri anlar gibi olur, buna şans deriz. Oysa tesadüf deyip geçtiğimiz pek çok şey aslında tesadüf değildir. Hayat onu kendi ellerimizle buldurur bize.
Insanları huysuz ve geçimsiz yapan da sevgisizliktir zaten. O mutsuzluğuyla barışıktır; ancak bunu kendisi çok ister ve çok gayret ederse değiştirebilir.
Camdakı kız yani Nalan'ın hikayesi. Kendilerine ve başkalarına kesilen faturalar çocuklarından çıkartılıyor. Gücü yettiklerine yani. Adaletsizlik burada başlıyor. Duygusal açlığın yerini ne mal, ne ihtişamli bir yaşam karşılıyor. Sevgisiz, değersiz ve dayakla yetiştirilmiş bireyler hayatlarının ilerleyen safhalarında bu tutumlar patlak veriyor. Buralardan türeyen çocuklarda aynı yetisiyor maalesef. Kendi kader mofiflerine, böyle gelmiş böyle gider anlayışlarıyla boyun eğiyorlar. Mücadele etmeyen, ileriyi görüp önsezi de bulunmayan, çabalamayan kişiler. Insanın 7 yaşına kadar kader motifi kafasinda oluşurmuş. Anne ve babasının veya o yaşa kadar muhatap olduğu kişilerle sekillenirmis dünya algısı. Dışarısı da böyle bir yer galiba diye. Anadili olurmuş artık öğrendikleri ve gördüğü tutumlar. Bu söz beni çok etkiledi. Sizi de etkiledi mi bilmiyorum ama çocuktur anlamaz, konuş gitsin yanında, söv, döv vs gibi itici tavırlar çocukta bir ömür kodlaniyormus. Atamıyormuş üstünden. Dikkat etmek gerekiyor. Sadece maddi olarak beslemiyoruz onları, psikolojik bir yatirim da yapıyoruz bir canlıya. Illa anne baba olmaya gerek yok bunları yapmak için bir kardeş de bir öğretmen de adını siz koyun örnek oluyoruz. Elimizde bir cani de yetişebiliyor veya kendisiyle barışık, mutlu, başarılı bir canlı da.
Camdaki KızGülseren Budayıcıoğlu · Doğan Kitap · 201928,1bin okunma