Agatha Christie, bundan yaklaşık bir on sene önce Zehri Kim Verdi adlı kitabını görmemle tanıştığım bir yazardı. Fakat ne hazindir ki bu on sene boyuncu değil bir kitabını kısa bir metnini bile okumadım. Bu tutumumdaki en büyük etken de o zamanlar bu dönemlerdeki gibi pek kitap okuyan birisi olmamamla beraber bu kadar çok roman yazmanın hep basit olduğunu düşünmemdir. Ve böylece Agatha, benim hep perde arkasına gizleyip yüzüne bile bakmadığım bir yazardı. Yaptığım böylesine büyük bir ayıbı ne yapsam telafi ederim diye düşünürken buluyorum kendimi. Sanırım en iyisi Agatha okumayı hiç bırakmamak ve onu her defasında bir öneri isteyene ilk sırada yer vererek önermek.
Her neyse gelelim kitabımıza ve bende uyandırdığü hislere.
Doğu Ekspresindeki Cinayet daha önce okuduğum benzer romanlar gibi kendini bir çırpıda okutturdu. Olaylar yine kilitli bir oda ve odanın içinde bir sakin varken oradan nasıl çıktığü düşünülen katil ve onun geride bıraktığı cesetle başlıyor. Eh çok klasik diyeceksiniz ama hiç de öyle değil. Agatha, Poirot dedekfimiz ve onun arkadaşları Doktor ve Boec ile içinden çıkılması imkansız gibi görünen bir dizi olayla okuru başbaşa bırakmayı çok iyi başarmış.
Merak duygusunu sonuna kadar hissettiren Doğu Ekspresindeki Cinayet yazara başlama açısından benim için iyi bir seçim oldu. Yazarın dili ve konuşmalardaki ustalığının yanı sıra kurgudaki zeki kişiliği beni kendisine hayran bıraktırdı. Forumdaki birçok arkadaş Agatha okumanın çok kolay ve vok hızlı olduğunu söyleyerek çok doğru söylemiş. Gerçekten de öyleydi. Olaylar ve konuşmalar öylesine hızlıydı ki kitabı nasıl bu kadar çabuk bitirdiğime şaştım kaldım.
Polisiye sevip de henüz kitabı ve yazarı okumayanlara tavsiye ederek bitiriyorum yorumumu. Ve kitaba olan puanım 10/10
Son olarak bazı