Bunca eşyanın, birkaç sülaleye yetecek çatal bıçağın boğazımıza kadar dayandığı bir ortamda insan nasıl nefes alır? Şiirler de bu "nefessizlikten" payını almıyor mu? Tıka basa doldurulmuş nesneler, üst üste binmiş görüntüler, daha bir dizeyi tamamlamadan dörtnala koşup gelen diğer dizeler ... Ve bunca
eşya arasında ağzını kağıttan dışarıya uzatmaya çalışan şair ...
Şimdi yanımda olsaydın,bütün bu meseleleri tartışırdık. Birçok meseleyi askıda bırakıp gittin. Beni bıraktın bu makinenin çarkları arasında. Bende dişlilere ceketimi kaptırdım. Eteğimin ucundan bağlandım bu düzene. Ceketi çıkartmadan olmaz. Ceket çıkarma talimatı da verilmedi daha.
Çıkar üstündekileri, kurtul bu düzenden. Olmaz Selim: çırılçıplak kalırım sonra. Tutunacak bir yer bulamam sonra.