Yapayalnızım...
Etrafımda yok senden bir iz...
Odam sessiz...
Dışarlarda yağan kar sessiz...
Bu geceler dayanılır gibi değil ki...
Ey şimdi bu satırları okuyan bil ki:
Istıraplar yüz katlı kış gecelerinde...
Meğer ben ne kadar boş şeylere ağlamışım; Kalbim hakikat diye bir ihtimale tapmış.
Ne manasız şeylere meğer bel bağlamışım; Meğer benim peşinde koştuklarım serapmış...
Kimsede bulumadım menfaatsız bir yürek; Kadınlar bana yalnız soğuk bir deri verdi. Bir kardeş sevgisini uzattığım her erkek, Çamurladıktan sonra kalbimi geri verdi...
Anladım insanlardan geldiğini kederin;
Uzak, herkesten uzak bir hayat süreceğim.
Benim bu inzivama taarruz edenlerin,
Yüzüne hakaretle, kinle tüküreceğim!..
Bir paçavra yırtıldı kamışlar arasında,
Bak sevgilim; haddini bilmeyen bir kurbağa, Başladı yosunlarda serenatlar çalmağa...
Istirap, ses haline gelmiş yaygarasında: Senelerce tozlu bir rafta uyuyan keman,
Böyle şikâyet eder reçinesiz bir yaydan.
Fakat senin karşında bu ne kadar küstahlık; Bir kere kendisine bakmıyor mu bu alik?
Nasıl açıyor sana gönlünün yarasını?
Acaba ne umuyor böyle gevezelikte?
Şimdi, ayaklarımla öpüşen bu eşikte,
Bilmiyor mu kaç âşık kırdı gitarasını?
O da bilir bunların neticesizliğini, O da senin karşında duydu acizliğini,
O da nâdimdir gönül verdiğine sevgilim!
Madem ayak ucunda bir kurbağa vaklıyor, Karanlık şimdi bütün cürümleri saklıyor; Onu çiğne sevgilim!
Onu çiğne sevgilim!
Servet-i Fünun*, (1672/198), 30 Ağustos 1928