Faik Bey, Seniha ile münasebetlerinin şairane tarafını hiç sevmiyordu; genç kızın coşkunluklarını vahşi ve zarafete aykırı buluyordu. Bazı kimselere hayattaki manevra, gülünç ve kaba görünür; taşkın hareketler ağlamalar, haykırmalar, bir ideale doğru soluk soluğa koşmalar bu kimseler için ya cinnet ya avanalıktır. Faik Bey de bunlardan biriydi, bu genç adam kendi hayatının ne kadar düzme, kendi ruhunun ne kadar iğreti olduğunu hiç düşünmeyerek Seniha'yı fena halde suni buluyordu. Vakıa gönlüne, gittikçe daha geniş bir ufuk arayan bu genç kız, gayesine varmak için her vasıtadan fayda umuyordu.
Ev sessizlik içindeydi, ölümün kadifeden ayakları gezinir gibi. Gürültü yapılmıyor, herkes alçak sesle konuşuyordu. Annem aşağı yukarı bütün gece yanımda kalıyordu. Ve ben "O'nu düşünüyordum. Kahkahalarını, konuşmalarını. Dışarıdaki cırcır böcekleri bile sakalının çıkardığı hırt hırt sesini taklit ediyorlardı.Onu düşünmekten kendimi alamiyordum. Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş arttırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.
Hayatın sevilecek yanlarını bana sen ögrettin.Sevgisiz hayatın hiçbir anlamı yok, arasıra sevgimle mutluyum, ara sırada yanılıyorum, bu daha sık oluyor.
Güzel bir yoldan geçtik,yol ne asfaltlanmıştı, ne de parke taşı döşeliydi. Ama iki yanı ağaçlar ve çayırlarla kaplıydı, harika bir yerdi. Güneş ve masmavi gökyüzü de çabası. Bir gün Dindinha bana, "sevincin yürekte ışıldayan bir güneş" olduğunu söylemiş, güneşin herşeyi mutlulukla aydınlattığını belirtmişti.Bu doğruysa, benim iç güneşim de şimdi herşeyi güzelleştiriyordu.