Serdar Ünsal, "Yüreğim İrevan’da Kaldı" kitabında aslında bize uzak bir tarihi değil, kendi ailesinin içini yakan o büyük yarayı anlatıyor. Kitabı okurken sadece satırları değil, yazarın bizzat büyükannesi olan Sara’nın feryadını ve Aras Nehri’nin buz gibi sularını aşarken kalbinde taşıdığı o devasa korkuyu hissediyorsun. Sara, Ermeni çetelerin zulmünden kaçarken evini, barkını ve anılarını bir çırpıda geride bırakmak zorunda kalan ama ruhu hep o topraklarda asılı kalan binlerce insandan biri; yani yazarın öz be öz akrabası ve hikayenin gerçek kahramanı. Ünsal, kendi ailesinin bu dokunaklı göç hikayesini o kadar samimi ve bizden bir dille aktarmış ki, Sara’nın her adımında senin de yüreğin sızlıyor ve "vatan" dediğin yerin aslında bir insanın çocukluğunun geçtiği o sokaklar olduğunu bir kez daha anlıyorsun. Çünkü bazen bir insan hayatta kalsa bile, ruhu doğduğu toprağın soğuk sularında boğulup orada kalır.