Anamın ördüğü yeni kazağımı sırtıma geçirip de daha uçağa kurulur kurulmaz, nelerinden sıkılmış, nelerinden bunalmış, neleri önemsediklerine bakıp da onları için için küçümsemiş olduğumu çarçabuk unutur, neredeyse hemen, ilk anda geri dönüverme isteğine kapılırdım.
Yanlarına her gidişimde bir şey eksilmiş oldu. Her dönüşümde dönüş hüznü biraz daha yok oldu. Eski küçük kırgınlıklar bile silineceğine azmanlaştı.
Gerçekte hiçbir bağım yok o kentle. Hiçbir gözyaşım ya da kahkaham. Son yıllar oraya her gidişimde aile bağımın bir ilmiği kopa kopa, her dönüşümde ardımda bir iki yok bıraka bıraka o kentten boşaldım.
Ah anacığım, niye beni düşünmek, beni sevmek zorundasındır ha? Neyin eksik? Sana kendimi sevdirecek hiçbir şey yapmadım ki. Hiçbir şey de yapmayacağım... Hiçbir şeyinle ilgilenmedim, ilgilenmeyeceğim.
Kimin kimden yana olduğunu çıkaramadıkça boğulmakta. Memurînin gittikçe dışına düştüğünü, hiçleştiğini görerek boğulmakta. Boğuldukça nemrutlaşmakta. Nemrutlaştıkça yenilik, uygarlık adına ne görürse ortalıkta, topuna birden soğukluk duymakta, hatta kin toplamakta.