Uzun zamandır okuduğum en iyi öykü kitabı idi. Yazarda büyük bir Mustafa Kutlu hayranlığı var bunu okurken fark ediyorsunuz. Gerçekten gayet kalemi sade ve anlaşılır. Normalde 1 günde bitecek bir eserdi , ama ben çok sevdiğim için biraz daha oyalanarak okudum Ekrem YılmazPusto
Demokrasi kılıç mıdır? Araç mıdır? Tren midir? Bilmem ama bizim insani ilişkilerimizi kılıç gibi kestiğinden, tabiyatımızı tren gibi yaban ellere saldığından, araçları bize amaç kıldığından eminim.
Tabi tek kabahati demokrasi yükleyip geçmek de olmaz. İnsan ve toplumun ıslah olmadığı bir mekanda en mükemmel yönetim şekli bile başarısızdır.
Ancak günümüzde bile birileri bazı şeylerin faturasını hala kalkıp geçmişe kesebiliyorsa şu ahlak krizinde bizim de hayatımızın her alanına mutlak surette pelesenk kıldığımız bu yönetim şeklini tenkit etmeye hakkımız vardır diye düşünüyorum.
İki yönetim şekli, iki hayat görüşü iki de idare sanatı. Birini inşa ettik, birini ithal ettik. Birini yıktık, birini yaptık. Birine sövdük, birini övdük. Hangisine hangi muameleyi yaptığımız, bugün içinde bulunduğumuz vaziyetin izahıdır.
Biz ortaokulda inanmış çocuklardık; moderniteye, çağdaşlığa, adalete. O inandığımızda her şey muntazam ve adildi. Mükemmel ve medeniydi. Sonra bu inancın birer çıktısı olduk. Sahaya indik gördük ki bizimkisi inanç değil afyonmuş. Çoğumuz bunun farkında olmadı. Ben şanslıyım çünkü tarih okurdum. Ben fark ettim çünkü babam çiftçiydi, ben bilirdim ki ağacın meyvesi çürükse kabahat kökün değil bahçıvanındır. Ve ben idrak ettim ki yaban toprağından bahçe olurdu ama yabancıdan bahçıvan olmazdı..
“Şu elleri görüyon mu Ekrem ?” Kalın ve şişman parmaklı ellerini kaldırıp gözlerini büyüterek devam etti.
“Yüce RABB’im bunlara güç vermiş, bunlara emrenden akla keskinlik biçmiş, bunları güden kalbe merhamet koymuş. Bu üçünü yani aklını, kalbini ve gücünü birbirine kırdırmadan güdebilirsen şu dünyada yapamayacağın çok az şey vardır.”