Nilgün Korkut

Puan vermedi·83 syf.··
2026 1. kitabı
İnsanlar çoğu zaman kendi hayatlarını değil, başkalarının onlara uygun gördüğü hayatı yaşar. Ve çoğu insan, gerçekten yaşayıp yaşamadığını sormadan ölür.
Duygu ve Düşünce
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261,1bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·72 syf.··
2025 19. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 22 Eylül 2025 11:59
Gogol’un Palto öyküsü 1842’de yayımlanmış. Küçük bir memurun hayatını anlatıyor ama Rus edebiyatında çok büyük bir etki bırakıyor. Çünkü sıradan insanın trajedisini edebiyata bu kadar çarpıcı sokan ilk metinlerden biri oluyor. Akakiy Akakieviç, görünmez bir memur. Dairede kimse onu önemsemiyor, ismiyle bile dalga geçiyorlar. Sanki yokmuş gibi davranılıyor. Onun tek heyecanı yeni bir palto diktirmek oluyor. Paltoyu alınca sanki bütün hayatı değişiyor. İnsanlar ona farklı bakıyor, küçük bir saygınlık kazanıyor. Ama palto çalınınca hem güvenliği hem de kimliği elinden alınmış gibi oluyor. Burada palto sadece bir giysi değil; saygınlığın, kimliğin ve hayata tutunmanın simgesi. Bürokrasi öykünün arka planında çok sert biçimde görünüyor. Yardım istiyor ama kimse ilgilenmiyor. En sonunda üstü olan “mühim kişi” onu azarlıyor. Böylece küçük insanın nasıl ezildiği, nasıl yok sayıldığı açıkça ortaya çıkıyor. Akakiy’in adı da rastgele seçilmiş değil. “Akakiy” zararsız demek, soyadı da ayakkabıyla ilgili. Yani adı bile sıradanlığı ve önemsizliği anlatıyor. Anlatıcının dili de dikkat çekiyor. Okura sesleniyor, alay ediyor, sıradan bir olayı destan gibi anlatıyor. Bu ironi hem komik hem de acıklı bir hava yaratıyor. Gogol bu üslupla grotesk bir anlatım kuruyor. Öykünün sonunda ise gerçekçilik birden fantastik bir hal alıyor. Akakiy öldükten sonra hayalet oluyor. Sokaklarda paltoları çalıyor. En sonunda da onu azarlayan mühim kişinin paltosunu alıyor. Burada sanki gecikmiş bir adalet var. Gerçek hayatta sesi çıkmayan küçük insan, ancak hayalet olunca intikamını alabiliyor. Palto bu yüzden çok güçlü bir metafor. Toplumsal açıdan bürokratik makinenin insanı nasıl yok ettiğini gösteriyor. Psikolojik açıdan, küçücük bir nesneye tutunarak varlığını hisseden ezilmiş bireyin
Edebiyat & Roman
PaltoNikolay Gogol · Bordo Siyah Yayınları · 201846,3bin okunma
Baa.yıll.dımm.
Puan vermedi·144 syf.··
2025 17. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 18 Eylül 2025 17:10
Fareyi Öldürmek’te bence en dikkat çeken şey fare imgesi. Sabri’nin çocukken gördüğü fare, sonra da şefini fareye benzetmesi aslında romanın kalbini oluşturuyor. Sabri’nin kafasında şöyle bir hiyerarşi var gibi: baba > kedi > fare. Baba otoritenin ve şiddetin kaynağı. Kedileri öldürerek Sabri’ye “otorite demek ölüm demek” duygusunu yerleştiriyor. Kedi, babanın kurbanı oluyor. Fare ise kedinin avı; en aşağıda, en değersiz olan. Sabri’nin şefini fareye indirgemesi de bu yüzden çok önemli. O sadece birini öldürmüyor, onu küçültüyor, aşağılıyor. Böylece hem otoriteyi ortadan kaldırıyor hem de kendi zayıf yanıyla hesaplaşıyor. Fare aslında Sabri’nin iç dünyasında çok katmanlı bir sembol. Çocukken onu gördüğünde, kendi güçsüzlüğüyle özdeşleşiyor. Yani fare, Sabri’nin içindeki kurbanlık hâli. Ama yetişkin olduğunda şefi fareye indiriyor; bu kez otoriteyi en küçüğe çevirip yok etmeye çalışıyor. Bir yandan kendi zayıflığını öldürüyor, diğer yandan otoriteyi, yani ötekini öldürüyor. Burada Sabri’nin kurban olmaktan çıkıp fail olmaya yöneldiğini görüyoruz. Ezilen değil, ezen olmak istiyor. Psikanalitik açıdan bakınca iki farklı yorum karşımıza çıkıyor. Freud’a göre fare bastırılmış korkunun sembolü. Sabri’nin çocukluktan gelen çaresizliği, kurbanlığı burada yüzeye çıkıyor. Onu öldürmek, korkusunu yok etmeye çalışmak. Ama Freud’a göre bastırılan şey yok olmaz, geri döner. Yani Sabri’nin çabası sonuçsuz. Jung’a göre ise fare gölge. Yani insanın yüzleşmek istemediği karanlık tarafı. Sabri’nin fareyi öldürmesi, gölgeyi reddetmesi demek. Jung’a göre bu, bütünlüğünü kaybetmesine yol açıyor. İkisi farklı söylüyor gibi ama aslında ortak nokta şu: Sabri kendi zayıf yanıyla sağlıklı bir ilişki kuramıyor. Onu tanımak, kabul etmek yerine öldürmeye kalkıyor. Romanın içinde sürekli
Fareyi Öldürmekİrfan Yalçın · H2O Kitap · 2017402 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2025 16. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 07 Eylül 2025 11:13
Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli romanı, bireyin köksüzlüğünü, evsizlik duygusunu ve toplum dışına itilmişliğini merkeze alan bir anlatıdır. Romanın kahramanı Zebercet, daha doğumundan itibaren eksiklik duygusuyla kuşatılmıştır. Erken doğması, annesiyle sağlıklı bir bağ kuramaması ve çocukluk yıllarında arkadaşlarının alaylarına maruz kalması (“Anası oğlan doğurmuş, Zebercet hamur yoğurmuş”) onun kimliğini kırılgan ve yetersiz hissetmesine yol açar. Bu damgalanma, onda sürekli olarak fark edilme, beğenilme ve onaylanma arzusunu doğurur. Ancak yaşamında bu onayı verecek hiçbir figür yoktur; ne annesi, ne Ankara treniyle gelip bir daha dönmeyen kadın, ne de tepkisiz ortalıkçı ona bu ihtiyacı karşılar. Romanın mekânı olan otel, bu eksikliğin ve yurtsuzluk duygusunun simgesidir. Ev, aileyle birlikte geleneksel değerlerin ve aidiyetin temsili iken, otel yalnızca geçici sığınak olabilen soğuk ve kimliksiz bir mekândır. Zebercet’in dışarıda tutunacak hiçbir yeri yoktur; bütün hayatı bu mekâna sıkışmıştır. Onun varoluşu, gelip giden yolcuların geçiciliği karşısında daima aynı yerde kalmanın durağanlığıyla birleşir. Evsizlerin ve yurtsuzların geçici konaklama mekânı olan otel, Zebercet için her şeydir; dış dünyadan kaçıştır ama aidiyet hissi vermez. Dolayısıyla otel, bireyin içsel boşluğunu dolduramayan, “tam olmayan” bir yer olarak işlev görür. Otel adının kökeni ve ironisi: Atılgan, bir söyleşisinde çocukluğunda zihninde yer eden “Anavatan Oteli” adını romana taşırken “isimle oynayıp Anayurt yaptım” der. Böylece “anayurt” gibi aidiyet ve kök çağrışımları güçlü bir sözcük, Zebercet’in evsizlik ve yurtsuzluğunu barındıran bir tabelaya dönüşür. Bu, sert bir ironi yaratır: adı “anayurt” olan yer, aslında Zebercet için yurt-dışı, ev-dışı bir boşluktur. Ayrıca romanın başlarında
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202337,1bin okunma
Puan vermedi·102 syf.··
2025 15. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2025 21:50
Yaşar Kemal’in Yılanı Öldürseler adlı romanında Esme’nin hayatı baştan sona bir trajedi olarak karşımıza çıkar. Kalbi Abbas’a bağlıyken, Halil tarafından zorla kaçırılır ve istemediği bir evlilik ona dayatılır. Bu evlilikten Hasan doğar. Abbas, yıllar sonra köye döndüğünde Halil’i öldürerek intikam alır; fakat köy halkı bu olayı Esme’nin üzerindeki “namus lekesi”ni daha da ağırlaştıran bir durum olarak görür. Böylece kadın, yalnızca kendi iradesinin dışında yaşananların değil, köyün ortak baskısının da kurbanı olur. Hasan ise çocukluğundan itibaren sürekli olarak “ananı öldürmezsen erkek sayılmazsın” sözleriyle büyütülür. En büyük baskı, Halil’in annesi yani Hasan’ın babaannesinden gelir. Onun sert ve ısrarlı dili, köyün töre anlayışını diri tutar. Sonunda Hasan’ın annesini öldürmesi, bireysel bir karar değil, toplumsal baskının yönlendirdiği bir cinayet olur. Hasan’ın iç dünyası da romanda iniş çıkışlarla verilir. Başlarda annesini koruyan, dedikodulara ve akrabalarına karşı sahiplenen bir çocuktur. Ancak diğer yandan köy meydanına giderek aynı telkinlerin içine bilerek girer. Kendi içindeki bu çelişki, bir yandan annesini savunma isteği, öte yandan bilinçaltına işleyen öldürme fikriyle büyür. Roman, çocuğun bu gelgitlerini çarpıcı bir biçimde yansıtır. Yaşar Kemal’in anlatım dili başlı başına şiirseldir. Onun cümleleri, imgeleri ve ritmi romanı düz bir köy hikâyesi olmaktan çıkarır. Yılan motifi ise bu şiirsel anlatının en güçlü sembollerinden biridir; köyün inançlarını, korkularını ve baskıcı törelerini simgeler. Anlatıcı üçüncü şahıs bakış açısıyla konuşur; Hasan’la cezaevinde karşılaşan bir yazarın tanıklığı üzerinden olaylar geçmişe dönüşlerle aktarılır. Böylece roman yalnızca bir kişisel hikâye değil, aynı zamanda toplumsal bir tanıklık niteliği
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028,2bin okunma