“Ulu tanrım, bu kadar şiddetli hisler duymaya kabiliyetim var mı benim?”diye düşünüyordum. “Ama resmen kendimden geçmiştim! Bunu karşılayacak tek bir söz bulamadım! Allak bullak oldum! Ayaklarım yerden kesildi! Bu hissi yenmek için angelzından bile bir çaba harcamadım!”
Soru: Yaşam konusunda neden böylesini acı hisler besliyorum? Onu neden Amerikan sinemasından bir sokak dilencisi, leş gibi bir şala sarınmış, pençeye benzer parmaklarıyla sopasını tutmuş, ayaklarını sürükleyerek yollarda dolaşan bir dilenci olarak görüyorum?
Yanıt: Amerikan sinemasının zayıf bir zihin üzerindeki dolaysız etkisi yüzünden.
İnsan ruhuna inanmam ben. Hiçbir zaman da inanmadım. Ben, insanların seyahat çantalarına benzediğine inanırım; içlerine bazı şeyler yerleştirilmiş, yola çıkarılmış, havaya fırlatılmış, yere çakılmış, kaybolup bulunmuş, ansızın yarı boşaltılı vermiş ya da tıka basa doldurulup büsbütün şişirilmiş, ta ki nihayet sonuncu hamal tarafından, sonuncu trene bindirilerek tangır tungur yola düzülünceye kadar…