Zülfü Livaneli’nin edebi çizgisini uzun yıllardır takip eden bir okur olarak Bekle Beni, yazarın diğer eserleriyle karşılaştırıldığında maalesef beklentilerimin altında kalan bir roman oldu. Livaneli’nin genellikle derin psikolojik çözümlemeleri, toplumsal gerçekçiliği ve karakterlerinin çok katmanlı yapısıyla bilinen anlatımının bu kitapta daha yüzeysel kaldığını hissettim.
Romanın temel teması aslında oldukça güçlü bir potansiyele sahip; fakat hikâyenin ilerleyişi boyunca karakterler yeterince derinleşmiyor, olay örgüsü ise zaman zaman dağınık bir akışa bırakılıyor. Livaneli’nin önceki eserlerinde okuru içine çeken güçlü atmosfer ve duygusal yoğunluk bu kitapta daha zayıf kalmış. Özellikle karakterler arası ilişkilerin hızlı gelişmesi ve bazı sahnelerin yeterince işlenmeden geçilmesi, anlatının bütünlüğünü zedeliyor.
Dil kullanımında da Livaneli’nin alışık olduğum o lirik ve vurucu üslubundan daha sade, hatta yer yer aceleci bir ton hâkim. Bu durum kitabı akıcı hale getirse de yazarın edebi derinliğini arayan okur için bir eksiklik yaratıyor. Konunun vaat ettiği duygusal yoğunluğun tam anlamıyla okura geçmediğini söylemek mümkün.
Bekle Beni, kötü bir kitap değil; ancak Livaneli’nin Serenad, Kardeşimin Hikâyesi ya da Leyla’nın Evi gibi eserleriyle kıyaslandığında daha zayıf bir halkayı temsil ediyor. Yazarın diğer romanlarında gördüğüm entelektüel arka plan, güçlü karakter inşası ve duygusal yoğunluğu bu kitapta bulamadığım için, kendi okuma deneyimlerim arasında Livaneli’nin en az beğendiğim kitabı oldu.