''On iki vagon vardı, biz altı yüz elli kişiydik; benim girdiğim vagon, kırk beş
kişi alıyordu ama küçüktü. Demek şu anda gözlerimizin önünde ve
ayaklarımızın altındaki, dönüşü olmayan o adı çıkmış Alman nakliye
trenlerinden biriydi. Dehşet duyarak ve biraz da inanmaksızın adını duyardık bu
trenlerin öteden beri. En ufak ayrıntılarına kadar doğruydu: Dışarıdan
sürgülenerek kilitlenen marşandiz vagonları, içlerinde adamlar, kadınlar,
çocuklar, “harcıâlem” mallar gibi acınmaksızın üst üste yığılmış, hiçe doğru
uzanan yolculuk, derinlere doğru iniş. Bu kez biziz içeridekiler.''