Kitap tercihim o kadar berbat ki bu tarz kitaplardan nefret ettiğğm halde daha kötüsüne denk gelmek… Sayfa 70 ve şu ana kadar kitapta iyi niyetli tek bir erkek yok.
Kitabı İlber hocanın Bir Ömür Nasıl Yaşanır adlı kitabındaki tavsiyesiyle hemen elime alıp bir günde bitirdim.
Gel gör ki beklentilerimin altında kaldı. Zannımca İlber hoca, yazarın güzel Türkçemizi zengin ve ustaca kullanımından ötürü kitabı övdü ve tavsiyede bulundu. Kitapta sıklıkla uzuun cümleler kullanması zihnimi yordu. Keza kitabı bitirdiğimde kafamın içi beş saat aralıksız ders çalışmış bir öğrencininkinden farksızdı. Bilemiyorum belkide bir oturuşta kitabı bitirdiğim için böyle yorucu gelmiş de olabilir.
Yalnız bir ara Viyana kuşatmasına gitti kafam. Kalenin bir kış gününde kuşatılması, ordunun isteksiz oluşu vs. tarihi gerçeklikle örtüşen masalsı bir anlatının içinde olduğumu anımsattı bana.
Yazarın Osmanlı döneminin diline hakim bir edayla yazdığı kitabında,
altını çizeceğiniz bir hayli kelime olduğunu da belirtmek gerek.
Pişmanlıklarım mı hayata sitemim mi yarıştı kitabı okurken bilmiyorum. Bazı insanlar doğuştan şanslı gerçekten. İlber hoca da keza öyle. Çalışkan ve çabalayan biri olarak benzer kaderleri yaşayabilirdik ah’lardan önce. Kitapta bahsettiği o entelektüel kişilikler, yerdiği konular, gezdiği yerler… neydi zamanında bizde eksik olan. İlber hocanın bahsettiği imrendiğim değerli şahsiyetlerden biri ben olabilirdim en azından. Ah hayat, kalbimi çok kırdın. Öğretmen olmak beni tatmin eder sanıyordum, fazlasında hala gözüm varmış. Bir kitap yazmalı en iyisinden…
Martin Eden i okuyanlar bilir. Martin ne kadar çalışkan azimli bir o kadar hayatın içindeyse Oblomov da bir o kadar küçük bir odanın içinde kaybolmuş; odasını bırakın yatağından çıkmayan, yüzünü yıkamaya bile üşenen tembel biridir. Martin ne kadar yoksulluk içinde büyüdüyse Oblomov bir o kadar üzerine titrenerek büyütülmüş, çorabını bile hizmetçisinin giydirdiği bir karakter. Martin Eden zirveye çıktığında tek kişilik bir yalnızlığa ulaşmıştı. Sanırım oblomov bu gidişle dibe doğru gerçek bir yalnızlık yaşayacak.
Kitabın başından itibaren içime daral geldi, ruhum sıkıldı. Normal bir insan sorunlara çözüm arar düşünür ve eyleme geçer. Bu adam basit bir mektup yazma işini bile dünyanın en zahmetli işiymiş gibi düşünmesi! ve bunu sürekli ertelemesi beni çıldırttı. Elimde olsa bir sopayla Oblomov u kovalayacaktım sokağa. Otistik bir karakter zannımca. İnsan, plan yapar (düşünür) ve eyleme geçer. Oblomov daha plan kısmını bile aylarca miskince yatağında yatarak düşünen! ve eyleme geçemeyen sinir bozucu bir karakter.Sayfa üç yüze gelince İlber Ortaylı’nın Bir Ömür Nasıl Yaşanır adlı kitabını okumaya başlamanın çok yerinde bir karar olacağına kanaat getirdim. İyi ki de öyle yapmışım; içime güneş doğdu. Şu da var ki içimi bu kadar kasvetle saran bu kitapta, sayfalar aktı gitti. Oblomovluk yapıp, okumaya başladığım bu kitabı yarım bırakmayacağım tabi ki… (ilk üç yüz sayfasına bile sayfalarca inceleme yazılır ama ben yazar kadar detaycı olamayacağım; okuyun