Bir büyük yangın oluyor; bin , iki bin kişi beş on gün dinlenmeden yoksun, açıkta kalıyorlar. Bütün dünya bunlarla ilgilenerek yardımlar, merhametler gönderiyor, hâlbuki burda sonsuza dek ağlamaya mahkûm binlerce genç, nazik, masum ve güzel kız, ihmal ve kahrolmuş kaderi, boyunları bükük, mazlumane bir baş eğişle bekliyorlar. Bunları hiç düşünen yok.
Şu insanlar ne tuhaftırlar; başkalarının mutluluklarını görerek kendilerini bundan yoksun buldukları için mi bu azarlamaları ve küçümsemeleri, yoksa kıskançlık ve hırçınlıklarından mıdır?
Benim bütün bu konulara ait fikrim, bir kadın özgürlüğünden anladığım şudur ki, bir kadın kocasının sosyal katılabilmeli, ona hayatında eşlik edebilmeli, onu mesela yalnız tiyatrolara gönderip kendi gezinti yerlerinde eğlenmemeli. Bizim milletin büyük bir gelecek sahibi olması için tek eksiğimiz sosyal hayatınızın olmamasından, kadınsızlıktan, kadınları erkeklerden uzak bulundurduğumuzdandır. Kadınlar örtülü olması gerekse, örtünsünler. Onları örtülü bulundurmak hayatımızdan çıkarmak demek midir? Bugün bir kadının kocasıyla sokağa çıkması hâlâ ayıp görünüyor, hatta gezinti yerlerinde beraber oturmalarına polis engel oluyor. Sorun bu kadar önemliyken, bu hanımların bahsettikleri çarşaf oyunları adi bir oyuncaktan ibaret kalır. Bence bizde bugün, kadın meselesi yalnız bundan ibarettir.
Evet, haydi kabul edelim ki kadınlarımız iddianız gibi cahil ve idraksiz şeyler olsunlar. Fakat rica ederim, bunun kabahatini kime yükleyebiliriz? Kabahat kadınların mı yoksa onları bu hâle bırakan siz beylerimizin mi? Kendilerini paylayacağımıza ve azarlayacağımıza, buna acımak ve yol göstermek adalete daha uygun olmaz mı?
Mesele şu ki bu sürekli mücadele içinde birbirlerine karşı âdeta yüzsüz olmuşlar, ne evlatlık, ne kardeşlik, ne babalık kalmış... Hatta ne de insanlık!