Baştan sona bir tiyatro okumuşuz roman boyunca. Annesi ve babasıyla arası bozulup sokaklara düşen Jamal’ın hikayesi. Sokakta yaşarken sözde film çekimleri için tesadüfen denk geldikleri Arus ile tanışır. Tabi görür görmez etkilenir. Sonrasında olan muhabbet iyice aşkını alevlendirir. Onun için her şeyi yapar. Hasta olduğunu öğrenip konuşmadığı annesinden bile yardım alır Arus için. Olaylar hastalığın seyrine göre ilerler ve annesinin evlerinden birinde Arus’la beraber yaşamak zorunda kalır. Çok geçmeden Arus ölür. Jamal bu durumdan fazlasıyla etkilenir. Kendini uzun süre toparlayamaz. Annesinin direktifleri doğrultusunda bir şeyler yapar. Şirkette vesaire çalışır.Ama orda çalışırken şüphelendiği bazı raporlar olur. Araştırır eder ama bir şey bulamaz. Yurtdışı gezilerinden birinde tesadüfen gittiği kafede Arus’a denk gelir. Ve ondan sonra da gerçekler pat pat dökülür. Annesi oğlu eve dönsün diye bütün bu olanları planlamıştır.
Kitabın nükteli dili okurken Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar kitabını hatırlattı. Kitapta yer alan hayvanlara dair ilginç bilgiler de okurken en çok keyif aldığım kısımları oldu. Sokakta yaşayanlar da bir o kadar eğlenceli muhabbetleri ve verdikleri mesajlarla kitaba güzellik katmıştı.
Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar.
“Eğer bir çocuk hastaysa, bir gözün daima diğer çocukların üzerinde olması gerekir. Zira sağlıklı olanlar patırtı çıkarmaz, onlara sunulan hayatın kesik köşelerine uyum sağlarlar, hiçbir şeyden şikâyet etmeden sıkıntıların, güçlüklerin şeklini benimserler.”
Aslında bu paragraf kitabın özeti gibiydi. Ve şahsi hayatımın da özeti. Kitabı okurken karakterler ben ve kardeşlerim gibiydi. Doğuştan farklılıklarıyla dünyaya gelen bir çocuk ve ailesinin bu süreçte yaşadıkları anlatılıyor. Anlatılanlar o kadar doğru ve gerçekçi aktarılmış ki. O hastalıkta olan çocukların kullandığı ilaç isimlerine kadar her şey çok net aktarılmıştı. Kitap iki bölüm şeklinde iki farklı karakterin bu süreçte yaşadıklarını aktarıyor. İki farklı karakter ve iki farklı bakış açısına sahip erkek ve kız evlat. Erkek evlat koruyup kollayan iken kız çocuk bu sorumluluğu kaldırmaya çalışsa da başaramaz ve abisiyle arasında bir duvar olarak görür hasta kardeşini. Bu süreçte başka mekanlarda da ağabeyin duyduğu seslere irkilip tepki vermesi çok tanıdıktı şahsi olarak. Daha sonrasında da çocuk daha fazla yaşayamaz ve ölür. Ondan sonra anne tekrar bir bebek dünyaya getirir. Bu çocuk ise tam tersine her şeyiyle çok iyi ve zeki bir çocuk. Ama o da ölen ağabeyinin gölgesinde bir hayat sürer. Ona dair sorular hep aklını kurcalar. Ağabeyi de ölen kardeşinden sonra uzun süre bu kardeşiyle yakınlık kuramaz. Ve ölen kardeşinden hep özür diler, o ölüp kendisi yaşadığı için.
Benzer hayatlar yaşadığımız içindir belki de çok etkilendiğim bir kitap oldu. Okuyacaklara keyifli okumalar.