Sen Ben Öteki

Sen Ben Öteki
Okuyalım, özgürleşelim.
Psikolojik Danışman
Hacettepe Üniversitesi PDR
95 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
İnancın Yönetilebilir Oluşu Üzerine
Esasen her türlü tarikat, mensuplarını aldatma üstüne kurulur. İnsanların idrak kabiliyetleri farklı farklıdır. Onları idare etmek isteyen biri bu kabiliyetlerin sınırlarını tespit ederek dikkate almaya mecburdur. Kalabalıklar peygamberlerden mucize istediler. İtibar sağlayabilmek için peygamberler kendilerinden istenileni yapmak zorundaydılar. Bilinç seviyesi ne kadar düşerse fanatiklik de o ölçüde artar. Kısacası ben insanlığı iki temel gruba ayırırım. Birinci grupta neyin ne olduğunu bilen bir avuç insan vardır. Diğer guruptaysa hiçbir şeyin farkında olmayan kitleler. Birinci grup liderlik etmek ikinci grupsa onları izlemekle yükümlüdür. Birinci gruptakiler anne babalara ikinci gruptakiler de çocuklara benzer. İlki hakikate asla ulaşılamayacağım bilir. İkinciyse ellerini uzatarak hakikate koştuğunu sanır. Bu durumda ilk gruptakilerin diğerlerinin zihinlerini masallarla hayal ürünü hikayelerle doldurmaktan başka çaresi var mıdır? Yalan söyleyip kandırmaktan başka ne gelir elinden? Üstelik bunu ikinci gruptakilere merhamet dolu hislerle yaparlar. Eğer kitleleri anlayamadıkları ve hiçbir zaman da anlamayı başaramayacakları hedeflere ulaştırmak için oyunlar oynayıp, kandırmacalar sergilemek kaçınılmazsa mükemmel bir teşkilat kurmak için bu imkandan faydalanmanın nesi yanlıştır?
Alıntı
Reklam
Düşüncenin Vücut Bulması
Başarısızlığa uğramamak için her türlü insani olasılığı değerlendirmeye karar vermiştim. Bu tür bir fikir anne kamındaki bir bebek gibi ancak zaman içinde gelişip büyüyebilir. Başlangıçta umutsuz, şekilsiz, yalnızca tutkuları ateşleyen bir histen ibarettir. Ama ateşlediği tutkular müthiş derecede kudretlidir. Sonra ağır ağır gelişir ve kişiyi başka hiçbir şey göremeyecek, düşünemeyecek hale getirerek etkisi altına alır. Artık kişinin tek arzusu bu fikri vücuda getirmek, bu olağanüstü canavara can vermektir. İnsanın içinde bu türden bir tutku uyanmışsa gerçekten de aklını kaçırmış sayılabilir. Artık doğru mu yanlış mı, iyi mi kötü mü gibi şeyler umurunda bile değildir. Kişi görülmez bir gücün emrine girmiştir sanki. Tek bildiği şey artık bir vasıtaya dönüştüğü, kendisinden çok daha kudretli bir şeyin kölesi olduğudur. Üstelik bu kudretin kaynağının cennet mi cehennem mi olduğu da umurunda değildir.
Alıntı
İnsanı zayıf ve güçsüz yarattığı için Allah’ın işine müdahale etmek niyetindeyim. Onun yarattıklarıyla rekabet edeceğim. Kili bu sefer ben alıyorum elime. Ve o kilden yepyeni bir insan yaratacağım.
Alıntı
Cemaatlerde Eğitim Felsefesi
Hâkim’in soyunun dayandığı Karmatilerle Dürziler talebelerin aydınlanması için dokuz merhaleden geçmesi gerektiğini düşünürlerdi. İleri gelenler yeni mürit toplamak için Ali’nin ailesi ve Mehdi’nin gelişiyle ilgili hikayeler anlatırlardı. Çoğu insan da bu anlatılan sıradan hikayeleri kafi bularak ikna olurdu zaten. Soru sormaya meyilli daha meraklılaraysa Kuran’da çok daha büyük gizemlerin saklı olduğu cevabı verilirdi. Bunlarla yetinmeyenlerin Kuran ve İslam inançlarında hocalar tarafından verilen cevaplarla belirgin bir zedelenme yaratılırdı. Daha da üsteleyenler çıkarsa onlara da tüm inançların benzer derecede tutarlı ve tutarsız yanları olduğu izah edilirdi. Nihayetinde, yalnızca küçük bir grup tüm inançların ve geleneklerin kusurlarla dolu olduğu bilgisinin asıl hakikat olduğunu idrak ederdi. Tabii bu mertebeye çıkabilmek kişinin çok cesur ve güçlü olmasını gerektirirdi. Çünkü bu öğrendiği bilgi hayatı boyunca ayaklarını yere sağlam basamayacağı bir yola girmesine sebebiyet verecektir. Kısacası çok sayıda insanın prensibimizden haberdar oluşunun bize zerre kadar zararı dokunmaz. Neticede çoğu hiçbir şey idrak edemeyecek.
Din
Ferhat İle Şirin
Şirin bir zamanlar Hıristiyan’dı. Öylesine muhteşem bir güzelliği yardı ki bahçelerde yürüyüşü sırasında çiçekler bile utanç ve kıskançlıkla başlarını eğerlerdi. İran’ın en kudretli Şahı Hüsrev Perviz’le evlenmişti.Tüm ülke yeni kraliçenin bir kâfir olduğunu öğrenince isyan etti. Ama şah onu herkesi karşısına alacak kadar çok seviyordu. Ayrıca Hüsrev Perviz güçlü bir hükümdar olduğu kadar zeki bir adamdı da. Dünyevi güzelliğin ne derece geçici bir şey olduğunun bilincindeydi. Bu yüzden de sevdiği kadının güzel yüzü ve eşsiz vücudunun mermerden bir heykelini yapması için zamanın en tanınmış heykeltıraşı Ferhat’ı görevlendirdi. Genç sanatçı her gün kraliçenin cennete yaraşır güzelliğine bakarak çalışırken sonunda karşı konulmaz bir aşk ateşiyle yanmaya başladı. Nereye gitse, ne yapsa, geçe gündüz demeden, her yerde bu meleğimsi yüzü görür olmuştu. Sonunda tutkusuna daha fazla direnemedi. Heykel her geçen gün kraliçeye daha bir benziyor, heykeltıraşın ses tonu yüreğindeki fırtınayı ele veriyordu. Ve günün birinde şah da durumu fark etti, Büyük bir kıskançlıkla kılıcına davrandı ama Şirin kendisini heykeltıraşın önüne siper ederek adamı korudu. Yarattığı eserin yüzü suyu hürmetine de Hüsrev Perviz heykeltıraşın hayatını bağışladı ama onu ömrünün sonuna dek Bisütün Dağları’nda sürgüne gönderdi. Orada Ferhat karşılık bulamadığı aşk acısıyla meczuba döndü. Acısı ve tutkusu onu çekiç ve keskisiyle dağa Şirin’in dev bir heykelini yapmaya sevk etti. Günümüzde bile orada hamamından çıkan tanrıça misali bir kraliçenin heykeli görülebilmektedir. Kraliçenin hemen önünde de şahın atı Şebdiz göze çarpar. Bunu öğrenen şah bir süre sonra Bisütün Dağları’na kraliçenin öldüğüne ilişkin yalan bir haber salar, Ferhat için artık yaşamanın bir manası kalmamıştır. Bu tahammülsüz acı
Aşk
Reklam