Notre Dame’ın Kamburu benim en sevdiğim kitaplardan biridir. Victor Hugo’nun bu eseri, sadece eski Paris’in taş sokaklarını anlatmıyor; insanın içinde ne fırtınalar kopuyorsa onları da gözler önüne seriyor. Kitabı okurken bazen o karanlık ve soğuk katedralin içinde gibi hissediyorsunuz, bazen kalabalık ama yalnız insanların arasında... Quasimodo, o kambur, dışlanmış adam var ya, onun çaresizliği öyle dokunuyor ki insana, kelimeler yetmez anlatmaya.
Esmeralda’nın güzelliği ve saflığı da ayrı bir yürek burkuyor. Onun masumiyetiyle, Quasimodo’nun acısıyla dolu hikaye o kadar gerçek ki... İnsan ister istemez düşünüyor; neden bu dünya, bu insanlara böyle davranıyor? Adalet nerede?
Bir de kitapta beni en çok etkileyen cümle:
“Dünyayı aydınlatacak olan bir Türk meşalesidir.” Bu söz sanki o dönem Avrupa’nın bakış açısını, ama aynı zamanda Victor Hugo’nun ilerici, umudu taşıyan tarafını gösteriyor. Böyle güzel bir vurgunun, Türklüğe yapılan bir saygının yer alması kitabı bence daha da anlamlı kılıyor.
Kitap biraz ağır gelebilir, çünkü dil eski ve uzun betimlemeler var. Ama sabredip her sayfayı çevirirken, o sokakları, o insanları hayal ettikçe, değerini anlıyorsunuz. Çünkü burada anlatılan şeyler sadece geçmişin değil, bugünümüzün de hikayesi aslında: Yalnızlık, sevgi, dışlanmışlık, umut…
Sonuçta, Notre Dame’ın Kamburu sadece bir aşk hikayesi değil; insan olmanın, farklılıkları kabul etmenin, mücadele etmenin romanı. Okurken insanın içine işliyor ve bir şekilde herkesi düşündürüyor. Benim için vazgeçilmezlerden biri, şiddetle öneririm.