n

n
@Nobelli_okur
"Yaşayabileceğim bütün hayatlardan tek bir hayat için vazgeçtim. Seninle olmak için..."
MEB İngilizce Öğretmeni
Yüksek Lisans (İngiliz Dili ve Edebiyatı)
İstanbul
Bulgaristan, 22 Ocak
1793 okur puanı
Aralık 2016 tarihinde katıldı
Puan vermedi
“Okuduklarınız arasında dili kullanımı açısından sizi en çok etkileyen yazar kimdir?” diye sorulsa, sanırım hiç düşünmeden Hasan Ali Toptaş derim. Çünkü bu yazarla tanıştığım andan itibaren kendine özgü üslubunu fark ettim. Daha önce karşılaşmadığım benzetmeleri, güçlü anlatımı ve kelimeleri kullanış biçimi beni oldukça etkiledi. Bu durumu yalnızca ilk okuduğum kitabında değil, daha sonra okuduğum diğer eserlerinde de gördüm. Bu nedenle Hasan Ali Toptaş’ın edebiyat dünyamda her zaman özel bir yeri olmuştur. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki yazarın bazı eserlerini anlamak zaman zaman zorlayıcı olabiliyor. Buna rağmen dili kullanmadaki ustalığı ve oluşturduğu atmosfer, okura farklı bir okuma deneyimi sunuyor. Bu yüzden onun eserlerini okumaktan her zaman büyük bir keyif aldığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Yazarla henüz tanışmamış ya da yalnızca birkaç kitabını okumuş okurlara bu eseri önermiyorum. Çünkü böyle bir durumda kitabın onlar için çok faydalı olacağını düşünmüyorum. Hatta kitapta anlatılan birçok şeyin havada kalmasından endişe ediyorum. Yazarı yeterince tanımadan bu eseri okuyanların, onun dünyasını ve anlatmak istediklerini tam olarak kavrayamayacaklarını düşünüyorum. Ben bir yazarı tanımaya önce eserlerinden başlamayı tercih ederim. Kitaplarını okuduktan sonra ise onun kendisini anlattığı ya da başkalarının onu anlattığı eserlere yönelmeyi severim. Böylece hem yazarın edebi kişiliğini hem de düşünce dünyasını daha iyi anladığımı hissederim. İşte bu kitap da tam olarak böyle bir eser. Yazarı zaten tanıyan okurlar için anlamlı ve değerli bir okuma deneyimi sunuyor. Bu eser, yazarın çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış söyleşilerinden oluşuyor. Genel olarak bakıldığında söyleşilerin birbirini desteklediğini, hatta yer yer benzer konular etrafında
Başlarken Yalnızsın, Bitirdiğinde Daha da YalnızHasan Ali Toptaş · İletişim Yayınları · 2014491 okunma
Reklam
8/10
·112 syf.··
2026 16. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2026 14:36
Bana göre Yiğit Okur her şeyden önce hak ettiği ilgiyi görememiş bir yazar. Uzun zaman sonra tekrar okuma fırsatı bulduğum yazar beni yine üzmedi ve gönlümde taht kurdu diyebilirim. Bundan sonra tüm kitapları okuma listemde. Benim yazara dair en çok hoşuma giden detay yazım tekniği oldu. Daha önce çok az yazarda gördüğüm (belki de hiç görmediğim) kendine özgü bir tarzı var. Kronolojik bir sırayı takip etmeyen yazar anlatılarında sürekli geçmişle geleceği iç içe anlatıyor. Geriye dönüşlerle, zamansal sıçrayışlarla, aynı olayı farklı tekrarla anlatması konunun ilginçliğinin önüne bile geçiyor. Hiçbir şekilde okuru sıkmadan, son derece basit kısa cümlelerle öyle güzel bir anlatım tekniği var ki! Bu kitabında da yazara özgü anlatım tekniklerini görmek mümkün ama bu kitabı okuduğum diğer kitaplarından ayıran en önemli özelliği psikolojik derinliğinin olması. “Sıfırlama” romanın ana karakteri Hüsamettin Bey’in etrafında şekilleniyor. Hüsamettin Bey bir alüminyum fabrikasında 30 yıl çalışmış bir muhasebecidir. 30 yıl boyunca görevini aşkla yerine getirmiştir. Bir gün fabrikanın müdürü Demir Bey ölünce hayatta en sevdiği insanlardan birini de kaybetmiş olur. Hüsamettin Bey’in hayatta sevdiği iki kişi olmuştur: Demir bey ve annesi. Demir Bey ölünce yerine geçen oğlu fabrikayı yeniden yapılanma sürecine taşır. Demir Bey'in oğlu her eşyayı sıfırlayacak, sonra ister çalışan ister eşya olsun yarar üretmeyenleri fabrikadan atacaktı. Yurt dışından uzmanlar getirterek eski köye yeni adet misali fabrikanın dengesini bozmaya başlar. Sadece fabrikanın dengesi değil oradan ekmek yiyen başta Hüsamettin Bey olmak üzere herkesin dengesi bozulacaktır. Bundan sonra tıpkı fabrikada üretimin sorgulandığı gibi Hüsamettin Bey de geride bıraktığı hayatının bir muhasebesini yapmaya, hayatını adeta
SıfırlamakYiğit Okur · Can Yayınları · 201573 okunma
8/10
·888 syf.··
2025 139. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2025 19:47
“Yeryüzü Çocukları”nın dördüncü kitabı adından da anlaşılabileceği gibi temelinde ana karakterimiz Ayla ve erkek arkadaşı Jondalar’ın eve dönüşü ile ilgilidir. Serinin bir önceki kitabında karakterlerimiz en son Mamut Avcıları kabilesiyle karşılaşmışlar bir süre orada yaşamışlardı. Artık geri dönme zamanı gelmiştir. Günümüz Ukrayna’sına yakın bir bölgede başlayan bu tehlikeli yolculuk, uçsuz bucaksız donmuş bozkırlardan, dağlardan, vadilerden, ovalardan ve derelerden geçerek Fransa dolaylarına kadar Tuna nehri boyunca uzanacaktır. Bu yolculuk Jondalar’ın insanlarına ulaşmak için yapılacaktır. Çünkü bilindiği gibi Ayla’nın anne babası ve insanları o daha çok küçükken ortadan kaybolmuş ve kendisini de başka bir topluluk tarafından büyütülmüştür. Seriye yabancı olan okurlara bu serinin bir antropolojik roman olduğunu söylemek istiyorum. Yazar romanında toplulukların dillerini, inançlarını, kültürlerini, yaşam tarzlarını inceler; bunları birbirleriyle kıyaslayarak hem okurun hem roman karakterinin farkındalığını arttırmayı amaçlar. Seri tüm bu farklılıklara dair bir incelemedir. Okuru insanın şafağına götüren bir çalışmadır. Bu yolculuk fiziksel bir yolculuk olduğu kadar aslında bir nevi içsel bir yolculuk olarak da okunabilir. Bu dönüş yolculuğu esnasında Ayla ve Jondalar ilişkilerine dair ciddi bir sınavdan geçerler. Birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı bulurlar. Şu ana kadar insan ilişkilerinin ve etkileşimlerinin en yoğun olduğu kitap bu bence. Bundan dolayı bu ikili farklı topluluklar girdikleri ilişkililerle birbirlerine dair pek çok şey öğrenirler. Özellikle Ayla kendini ve geçmişini tanımaya çalışır. Bu içsel ve fiziki yolculuk eş zamanlı olarak ilerler. Ayla her gittiği yerde dikkat çekmeyi başarır. Ayla şifacı özelliklere sahiptir. Hayvanları
Dönüş YoluJean M. Auel · Alfa Yayınları · 202242 okunma
GERÇEK SUÇ NEDİR?
8/10
·92 syf.··
2025 198. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 13 Ekim 2025 21:58
Birini mi öldürmek yoksa gerçeği mi öldürmek? Psikolojik derinliği bir hayli olan bu kitap insanların iç dünyasına ve çatışmalarına ayna tutarak dönemin sosyal ve siyasi portresini çiziyor. Yazar bunu özellikle adalet sistemi sınırları içinde yapıyor. Adaletin kişiye göre işleyebileceğini, yasaların yetersiz ve yanlı olabileceğini gösteriyor. Adalet sisteminin aksaklığına hakkında yeterli kanıt olmayan masum bir adamın (değersiz bir serseri) ölüm cezasına çarptırılmasıyla şahit oluyoruz. Kitapta karakterler çok karmaşık, çok boyutlu ve derin katmanlı olarak işlenmektedir. Bence sırf bu yönüyle bile okunmaya değer bir eser. Karakterlerin karşı karşıya kaldıkları ahlaki ikilimler okuyucuyu da düşünceye sevk edecek türden. Akıl ve duygunun savaşında bir vicdan dramı okuyoruz. Romanın başkarakteri Meşhur Kraliyet Hukuk Müşaviri Bay Keith Darrant. Keith’in yaşamı bir gece yarısı kardeşinin getirdiği bir haberle sarsılır. Keith bulunduğu konum itibarıyla İngiliz toplumunda üst sınıfı temsil eder. O kanunu, yasaları temsil eder. Ahlaklı görünmeye çalışır herkese. Ancak Keith davranışları ve düşünceleri arasında son derece tezat bir duruş sergiler. Kardeşinin bir cinayete karıştığını öğrenince Keith’in iç dünyasına bir kapı açılmış olur ve gerçek yüzü yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Kardeşinin cinayeti onu son derece güç bir duruma düşürecektir. Söz konusu olan her şeyden önce kardeşi değil kendi itibarı ve ailesidir. (Toplumun ahlak anlayışının ne olduğu sorusu da burada cevap buluyor) Statükonun devamını ister. Bireyleri sosyal statülerine göre yargılar. Sosyal düzen bir serseri yüzünden bozulamaz. Keith’in her şeyi kontrol etme gibi bir özelliği vardır ve kitap boyunca da bu özelliğini korur. Kardeşini abilik içgüdüsüyle korumak ister ama bir yandan da mesleğini icra
İlk ve SonJohn Galsworthy · Ceres Yayınları · 20233 okunma
8/10
·784 syf.··
2025 61. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2025 10:48
“Mamut Avcıları” Yeryüzü Çocukları serisinin üçüncü cildi ve yine her şey ana karakterimiz Ayla’nın ekseni etrafında şekilleniyor. Klanı terk edip Atlar Vadisi’nde bir süre yalnız yaşadıktan sonra kendi türünden Condalar'ı bulmuştu. İlk ciltte Ayla’nın Neandertaller tarafından büyütüldüğünü görmüştük. Ayla bu klanda bir süre yaşadıktan sonra ardında bebeğini bırakarak sürgün edilmişti. Sonrasında Condalar ile tanışıp hayatı çok farklı bir şekilde akmaya başlamıştı. Serinin bu bölümünde Ayla’nın Cro-Magnon kültürüne adapte olma sürecini görüyoruz. Atlar Vadisi’ni terk ettikten sonra Ayla ve Condalar yetenekli mamut avcıları olan Mamutoylar kabilesiyle karşılaşırlar. Ayla eşsiz iyileştirme becerileri ve ilginç geçmişiyle kabiledeki herkesin ilgisini üzerine çeker. Ayla burada ilk defa toplu yaşamın kurallarını öğrenmeye başlar. Eşsiz dil yeteneğiyle bu kabilenin de dilini kısa sürede öğrenir. Ayla sahip olduğu becerilerle Ranec adında bir erkekle yakın ilişkiye girer. Bu durum da Condalar ile arasındaki romantik ilişkiye zarar verir. Kitabın büyük bir kısmı bu üçü arasındaki aşk üçgenine dayanıyor. Bu da kıskançlık, iletişim ve duygusal olgunluk temalarını öne çıkarıyor. Serinin ilk iki kitabında olduğu gibi burada da en baskın tema cinsiyet rolleri. Ayla bir kadın olarak her açıdan bir erkekten üstün olarak tasvir ediliyor. Ayla hastaları iyi edebiliyor, çok iyi avlanabiliyor, problemlere en akılcı çözümleri önerebiliyor ve yabani hayvanları evcilleştirebiliyor ki bu özelliği herkes tarafından son derece tuhaf karşılanıyor. Bunların yanı sıra fiziki ve ruhani dünya arasında bir köprü görevi görüyor. Çünkü 25 bin yıl öncesinde insanların doğa ile ilişkileri şimdiki gibi akıl ve bilimle değildi, daha çok görünmez güçlerle ilgiliydi. Ayla bu konuda eşsiz bir yeteneğe
Mamut AvcılarıJean M. Auel · Alfa Yayınları · 202255 okunma
Reklam