“…inan bana aradığın hayal değilim ben, hiç değilim…” demişti Kadın.
ne içindeyim zamanın,
ne de büsbütün dışında;
yekpare, geniş bir anın
parçalanmaz akışında.
Bundan en azından otuz yıl önce, küçük stüdyosuna uğrayan bir uşak, fotoğrafçıyı Şişli'de tramvay yolu üzerindeki evlerden birine çağırmış. Zengin eğlenceleri için daha uygun onca meslektaşı varken 'pavyon fotoğrafçısı' diye bilinen kendisinin neden arandığını merak ederek gittiği bu evde, fotoğrafçımızı karşılayan genç, güzel ve dul bir kadın, ona bir iş teklifi yapmış: Yüklüce bir para karşılığında, her gece Beyoğlu pavyonlarında çektiği yüzlerce fotoğrafın birer kopyasını sabah kendisine bırakmasını öneriyormuş fotoğrafçıya. Fotoğrafçı, biraz da meraktan kabul ettiği bu işin arkasında bir 'aşk hikâyesi' olduğunu sezerek, kumral saçlı, şehla gözlü kadını elinden geldiğince yakından izlemeye karar vermiş. İlk iki yılın sonunda, kadının daha önceden tanıdığı ya da resmini gördüğü belirli bir erkeği aramadığını anlamış, çünkü kadının her sabah elden geçirdiği yüzlerce fotoğrafın içinden arada bir seçip başka pozlarını, büyütülmüş fotoğraflarını istediği erkeklerin yüzleri de, yaşları da birbirini hiç tutmuyormuş. Daha sonraki yıllarda, biraz işbirliğinin verdiği yakınlık, biraz da sırdaşlığın verdiği güvenle, kadın, fotoğrafçıya açılmaya başlamış:
"Bu boş suratlıların, bu anlamsız bakışlıların, bu ifadesiz yüzlerin fotoğraflarını boşu boşuna bana getirme!" diyormuş. "Hiçbir anlam, hiçbir harf göremiyorum onlarda!"
“Gizli Yüz”ün doğum sancılarının ilk belirtileri yazarın “Kara Kitap”ında Karlı Gecenin Aşk Hikâyeleri adlı bölümünde bir pavyonda anlatılan böyle bir hikâyeyle başlıyor. Pamuk’un “Kara Kitap”ta 2 sayfada anlattığı bu hikâye yazarın kaleminde bir senaryoya, Ömer Kavur’un kamerasında bir filme,