Hayat nasıl bir imkânsa, kayıp tecrübesi de öyledir. Sizi hayatın anlamına nüfuz etme imkânı verir. İlişkilerin, insan sıcaklığının, bir başkasının önemini anlatır. Bu süreçlerle insan, hayatın bir gayesi ve değeri olduğunu fark eder. Kayıp, dünyanın sıradan dertleri arasında kaybolan ruha bir uyandırma çağrısıdır.
"Hayata karşı işlenen bir günah varsa, bu günah, hayattan Umut kesmekten çok, başka bir hayat umup bu hayatın muhteşemliğini gözden kaçırmakta yatar."hayatı elimizden kaçırmamız, çoğu zaman ölümün sunacağı aydınlıktan da mahrum bırakıyor bizi. Tıpkı hayat gibi, ölüm de yolumuzu aydınlatır.
Bir amaç uğruna çekilen çile, menzile vardığımızda hayatımızı anlam duygusuyla donatır. Hayatımızda hayal kırıklığı ve başarısızlık olabileceğini kabul ederek yola çıktığımızda, başarı bize daha derin bir tatmin sağlar.
Hayatı, sadece acıyan yerlerine bakarak tanıdın. Var olduğunu sadece yaralarına bakarak hissettin. Ruhun en derinlerine yerleşen ve bir burgaç gibi İnsanın içini oyan bir ağrıyla okudun kendini. İçinde katkısız gözyaşı olan bir hokkaya banılarak yazılmış bir hayat. Oldun mu, öldün mü, bilemedin.
Sevdim, diyorsun. Sevdiğin zaman, gelmeyecek adamları sevdin. Sesini duysa da çağrına icabet edemeyecek adamları. Onları sevmekle erkenden giden bir sevgili çağırıyordun aslında.