Selam. Uyuşmadığım bir başka kitaplayız bu gün..
Dünyanın ötesindeki orman uzun zamandır merak ettiğim kitaplardan biriydi. Bunun en büyük sebebi de elbette William Morris 'in J. R. R. Tolkien ve C. S. Lewis üzerinde büyük etkisi olan yazarlardan biri kabul edilmesi. Tolkien’i bu kadar seven biri olarak onun ilham kaynaklarını görmek, fantastik edebiyatın köklerine biraz yaklaşmak istemiştim. Ama dürüst olmak gerekirse kitap benim için ciddi bir hayal kırıklığı oldu.
Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Kitabın yazıldığı dönem düşünülünce yaptığı şeyin önemli olduğu inkâr edilemez. Morris gerçekten kendi dönemi için farklı bir dünya kurmaya çalışan, bugün modern fantastik dediğimiz türün yapı taşlarından bazılarını atan yazarlardan biri. Ancak bir eserin öncü olması onu otomatik olarak iyi yapmıyor.
Kitabı okurken en çok hissettiğim şey, yazarın dünyayı gerçekten yaşatmak yerine sadece anlatıyor olmasıydı. Sanki olaylar, karakterler ve mekânlar derin bir hisle değil de “şöyle bir şey olsun” düşüncesiyle yazılmış gibiydi. Ortada büyük bir hayal gücü var ama o hayal gücünün içine ruh işlenmemiş gibi hissettim.
En büyük problemim atmosferdi. Çünkü fantastik edebiyatın temel taşı bence atmosferdir. Yeni bir dünya anlatıyorsanız okuyucunun oraya girebilmesi gerekir. O dünyanın kokusunu, ışığını, ağırlığını hissetmesi gerekir. Ama burada hiçbir şey zihnimde tam anlamıyla oluşmadı.
Mesela kitapta bir cüceden bahsediliyor ama o cücenin neye benzediğine dair kafamda net hiçbir görüntü oluşmadı. Fantastik edebiyatta cüce dediğiniz anda okuyucunun aklına yüzlerce farklı ihtimal gelebilir. Ama Morris’in anlatımı o kadar yüzeysel kalıyor ki karakterlerin fiziksel varlığı bile hissedilmiyor. Aynı durum orman için de geçerliydi. “Dünyanın ötesindeki orman” gibi inanılmaz güçlü bir isim var ortada ama