Ben de işime gücüme bakıyor, şu koca evde benden başka aklı başında tek insan yok, diyordum. Ne küçükhanımın derdini paylaşmaya ne dil döküp Catherine'i yola getirmeye yanaştım; ne de sesini işitemediği karısının hiç olmazsa adını duymaya can atan efendimin iç çekmelerine kulak astım. Canları istediği zaman gelip bana yalvarsınlar, diyordum.
"Benim sarayımı yıkıp yerle bir ettikten sonra, şimdi de onun yerine bir baraka kurmaya ve bunu, bana bir yuva diye vererek iç rahatlığıyla bu el açıklığına hayran olmaya kalkma."
"Onlar sizin huyunuza göre gidiyorlar, yoksa böyle yapamasalar ne olurdu, onu ben bilirim. Onların işi gücü sizin bütün isteklerinizi önceden anlamaya çalışmak oldukça, siz de onların gelip geçici kaprislerine kolaylıkla göz yumabilirsiniz. Ama belki bir gün gelir, iki taraf için aynı derece önemli olan bir şey için bozuşursunuz. İşte o zaman, sizin yumuşak dediğinizz kimseler de sizin kadar inatçı olduklarını göstereceklerdir."
Manastır yaşamına güzel bir başlangıç! Tam dört hafta süren işkenceler, çırpınmalar ve rahatsızlık! Ah, buz gibi rüzgar, bu sıkıcı kuzey göğü, bu gecilmez yollar, bu ağırkanli köy doktorları!... Ah, bu insan yüzü görememek...