كانتْ أمّي تُشبه الورد في أشياء كثيرة؛
ساكِنة، جميلة، طيّبة.
تُريح النّفس، تزرع البسمة على القلب...
والأهمّ تُعطِي دون مقابل.
Annem birçok yönden güle benzerdi:, nazik , güzel , sakin
Ruha huzur verir, kalbe tebessüm ekerdi ... ve en önemlisi, karşılıksız verirdi .
“Varaka heyecanla haykırdı:
- Allah’a yemin ederim ki, sen onun Büyük Resûlüsün! Ve sana görünen melek, Musa’ya gelen Cebrail’dir. İşte, «Cibril-i Emin» sana da nâzil oluyor. Şimdi kimbilir başına neler gelecek! Sana yalancı ve sahtekâr diyecekler, seni yurdundan kovmaya çalışacaklar...
Peygamberlik yükü ağırdır. Kavmin seni tekzip edecek... Seninle çarpışacak ve seni öldürmeğe savaşacak... Söz veriyorum ki, eğer Allah beni o günlere yetiştirirse senin için elimden geleni esirgemiyeceğim”
“- Varlığımı kudretinin elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, eğer anlattıkların doğru ise, Yâ Hatice, mübarek zevcine görünen Melek, Musa Peygambere gelen «Namus-ül Ekber»dir. Mübarek zevcin Allah’ın Peygamberidir ve İlâhî memuriyetini almak üzeredir. Kendisine haber ver; sakın ürkmesin, telâş ve korkuya düşmesin... Sabırla neticeyi beklesin ve bütün tecellilere tahammül etmeyi bilsin!”