“Eğer geçmişteki bir talihsizlikten kaygı duyuyorsam, bunun nedeni talihsizliğin geçmiş olması değil, yinelenebileceği, bir diğer deyişle gelecek olabileceğidir.”
Umutların olmadığı, tesellisiz ve yürek parçalayıcı bir yaşam yaşanabilir ama bekleyişler yoksa, bir şeylerin olup biteceğine, hayatta bir şeylerin değişeceğine dair bir bekleyiş yoksa yaşanamaz. Kısacası bekleyişlerin olmadığı bir hayat yaşamak, umutların olmadığı bir hayat yaşamaktan da zordur.
Duygulanımsız kalmak, acılı da olsa hüzün ve kaygı gibi duygulanımlar hissedememek, hastalık emaresidir: hatta belki de, bu duygulanımlara yakalanmaktan ve hatta onlarla kuşatılmış olmaktan da daha keskin bir hastalık göstergesidir.
Eğer suçluluk duygunuz yükseldiğinde daha yüksek olan sinyale uyar ve telafi etme dürtünüzle hareket ederseniz (çiçek alırsanız), kendi suçluluğunuzu pekiştirirsiniz ve bunu aşmanızı daha zor bir hale getirirsiniz.