Sorumlu kelimesi çeşitli biçimlerde kullanılabilmekle birlikte ben Sartre'ın tanımını tercih ediyorum: sorumlu olmak, "yaratıcısı olmak" demektir, yani her birimiz kendi yaşam planımızın yaratıcısı olmak durumundayız. Her şey olma özgürlüğümüz vardır, yalnızca özgür olmama özgürlüğümüz yoktur: Sartre'ın dediği gibi, özgürlüğe mahkûmuz biz.
Psikoterapi açısından özellikle önem taşıyan dört değiştirilemez gerçek görüyorum: her birimiz ve sevdiklerimiz için ölümün kaçınılmazlığı; yaşamımızı kendi irademizle biçimlendirme özgürlüğümüz; nihai yalnızlığımız; ve son olarak, yaşamın belirgin bir anlamdan yoksun oluşu.
Çalınan hayatlarının, hayallerinin, umutlarının ardına, kendilerini yılgın bir kuşak olarak tanımlayanların önüne düşüp açtılar yolu.
Çünkü bir diplomanın iptali, yalnızca siyaset, seçim, aday kavgası değil, geleceklerinin tehdidi, ellerindeki son çabanın süpürgesiydi.
...
Bu iktidar dönemine doğanlar, yaşam alanı el kadar bırakılanlar, dört başı mamur bir zafer tattırılmamışlar, bir kahvesi dert edilmiş, sinema, tiyatro, konser zevkleri ellerinden alınmış, öğrenci evi hayal kılınmış, dünyayı görme şansı bırakılmamışlar, yine de inatla okumaya çalışanlar, ellerindeki son koza, alacakları diplomalarına sarıldılar.
Dünyanın ekseni kaydı, sonunda kuşaklar buluştu. Bu topluma bir suni teneffüs gerekiyordu, gencecik dudakların sloganları, yerdeki umudumuzun alnından öptü, havadaki yumrukları yılgınlığı öldürdü.
Ayşen Şahin (Aksakal)