Neşeyle "Aklıma bir şey geldi!" diye böbürlendiğinizde beyniniz aslında muazzam bir iş çıkarmış ve bu deha anınıza hazırlamıştır oysa sizi. Sahne arkasından çıkarıp da ortaya sunduğunuz bir bilgi, nöral devrelerinizin bu bilgi üzerine saatler, günler, belki de yıllar öncesinden başladığı çalışmanın, onu pekiştirip sürekli olarak denediği yeni kombinasyonların ürünüdür. Ancak siz, sahne arkasında gizlenmiş bu muazzam düzeneğin üzerinde bile durmadan, sonucu rahatlıkla kendinize yontarsınız.
Ama bunun için sizi kim suçlayabilir ki? Beyin işlerini gizlilik içinde halleder ve fikirleri müthiş birer sihir ürünüymüş gibi sunar size. Bu devasa operasyon sisteminin bilinç ve biliş tarafından eşilip deşilmesine izin vermez. Beyin gösterisini kılık değiştirerek -"incognito"- icra eder
Okuma, zihinsel düzlemdeki dokunuşun gücüyle ona uçsuz bucaksız bir tefekkür alanı açar. İnsan okuma sayesinde, salt imkân olarak içinde dertop vaziyette duran potansiyelini yumak gibi açar. Bunun önemli bir kısmı, öteden beri okumayla bağlantılı olan eğitimle ilgilidir. Okumuşluk da başka bir şey değildir: Hayatın imkânlarını okumayla kendine açmak ve sorularla cevapları, problemlerle çözümleri ortaya koyup sınayarak düşünmenin ve var olmanın ufkunu genişletmek.
Mizahi denen bir meşrep vardır ki, gülme sanatını teşvik eder ve başkalarına öyle hoş bir temasta bulunur ki, onlarda sempati uyandırır, çünkü şunu bilirler: Bu insandan korkmaya gerek yoktur, o kendine mesafe alabilen biridir, hür bir zihindir. Mizah, insanlar için bilhassa bereketli bir humuslu topraktır. Tek sorun, bunun her insanda bulunmaması ve kimsenin kendisinin mizah duygusuna sahip olup olmayacağına dair basitçe karar vermesinin mümkün olmamasıdır. Genetik veya başka sebeplerle kişide yoksa, en azından onun paylaşımcısı olmak nasıl mümkün olabilir? Kabarede. Komedide ve melankomedide.