Gerçek hayatımın yansımasıydı sanki. Bir başka dünya ama bana o kadar yakın, benimle o kadar ilintili bir dünya ki asıl kendi çevreme döndüğümü sanıyordum...
Böyle durumlarda herkes kendi hayatının güçlü bir alışkanlığın, kendi kuruntusuna sığınır. Ayyaş olan gider kafayı çeker, yazar yazı yazar, taş ustası taş yontar;herkes içindeki ukdeyi, hayatının güçlü olan hareket alanlarına döker. İşte böyle zamanlarda bir sanatçı da şaheser yaratır....
"Nerede olduğumu bilmiyorum ki! Tepedeki şu bir avuç gökyüzü, üstüne oturduğum şu Bir karış toprak nişabur'a belh'e benares'e mi ait? Her neyse hiçbir şeye güvenim yok"...
"öyle çelişkili şeyler gördüm, türlü türlü laflar duydum, bakışlarım muhtelif eşyanın yüzünü öyle bir aşındırdı ki arkasında ruhun saklandığı şu ince sert kabuk var ya; artık hiçbir şeye inanmaz oldum eşyaların ağırlığı, sabitliği apaçık gerçekken, şimdi onlardan da kuşku duyuyorum. Bizim hayatın köşesindeki taş havana parmaklarımla vurup 'sabit misin, sağlam mısın?' diye sorsam, cevap olumlu gelince, onun lafına inanmalı mıyım, inanmamalı mıyım?.... "