Yarar yok bu dünyada! Ölüm varsa yarar yok! Ölüm bütün sihri bozar. Kurtardığın hayatlar da ölür. Aldığın nobeller de paslanir. Doğduğun evler de yıkılır.
"İnsan kaç kere ölebilir?"
Bir kere dünyaya gelmiş bir yaşam için bütün günlerin sonu akşamdır ve orada hep ölüm vardır.
Bir yaşam kaç farklı şekilde son bulabilir?
Bir hayatın olası diğer ihtimalleri dahilinde nasıl şekilleneceğini anlatan yazar, ne yaşanırsa yaşansın nasil yaşanırsa yaşansın ölümün kaçınılmaz son olduğunu vurgulamış aslında.
Kitap felsefi düşünce gücü ile beni etkiledi. Tarihi olay örgüsü çok ilgimi çekmeyen 2.dunya savaşı sırasında yaşanan sosyo kültürel ortamdı, komünistlerle sosyalistlerin çatışması, ırkçılık, sürgünler, savrulan insanlar ve yaşadıkları acılar anlatılıyor. Yahudi vurgusu fazla idi. Yazar da Yahudi zaten.
Yazarın dili ve düşünceyi ifade edişi sarsıcı geldi bana. Altını çizdiğim yerlerden bazıları:
"... zaman tıpkı zamann bulamacı gibi; yoğun, geçmek bilmiyor, öldürmek gerekiyor, geçirmek, oturarak geçirip bitirmek gerekiyor ama uzadıkça uzuyor."
"Bu durumda bütün yaşamımı aslında kendi cesedimle mi geçiriyorum, anne?"
"Tanrı ona layık olmanı istiyor. Başka isteği yok mu? Başka isteği yok. O halde mesele benim?"
Evet bütün yaşamların nihai sonu ölüm. Bunu bilmekle idrak etmek çok farklı olsa da biliriz. Sonsuz evren içinde kısa olan hayatımızı fazla mı ciddiye alıyoruz? Ya da gerektiği gibi ciddiye almıyor muyuz? diye düşünmeden edemedim okurken. "Şu an yitirdiğini sandığın kadar çok şeye sahip olmadığını söylemek istiyorum sadece." diye sesleniyor yazar okuruna...
Tutunduğumuz insanlar, mekanlar, olaylar ve olmasını dilediğimiz dualarımız... "Bir dileğin yerine gelemeyeceğinin ne zaman anlaşılacağını kimse bilemez." O halde dua etmek insanın o umut denen, duyguların en tehlikelisine sarılması mı? Son nefesine kadar...
Bende bıraktığı izleri kısaca özetlemeye çalıştım arkadaşlar, o halde okumayı düşünenlere keyifli okumalar