İnsanca olan her şey bir hiçtir insanca kalırsa eğer;
Çocukluğun masumiyeti, gençliğin kabına sığmazlığı,
Yetişkinliğin tutkusu, yaşlılığın bilgeliği;
Kralların ihtişamı, savaşçıların zaferi,
Şairlerin şöhreti, hayalcilerin ve azizlerin onuru;
Bütün bunlar, hepsi de tanrıların ekmeği.
Tanrılar ağızlarına koymasalar onu,
Ne değeri kalır ki o ekmeğin?
Sessiz bir tohum, bir bülbülün ağzında nasıl dönüyorsa aşk şarkılarına,
İnsan da tanrısallığı tadacak tanrıların ekmeği olarak kaldığında.
Isfahan makamı, yaşamın kıyısıyla sonsuzluk denizi arasında, ölüm gemisinde can çekişen varlığın en son göğüs geçirmesidir. Isfahan, kesik kesik ve değişmez hıçkırıklarla derin iç çekişlerden oluşan bir ağıttır. Ondan yankılanan melodi, hem ölümün ve trajedinin acılığı hem de gözyaşı ve vefanın tatlılığıyla karışık bir sükunettir.
Nihavent, bir umutla yaşayan aşığın nefes almasıysa, Isfahan da hiçbir umudu olmayan aşığın yanık havasıdır.
Nihavent makamı sevgiliden uzak oluşun ve vatandan ayrılığın tecessümüdür. Çok sevdiğimiz ama bizi terk edip giden bir kişinin son bakışını betimler. Arzuyla yanıp tutuşan bir göğüste acılı inleyişleri temsil eder. Acı çeken ruhun derinliklerinden yayılan bir sestir Nihavent. Ayrılık onu yakıp kül etmeden önce, kalan şuncacık ömrü için merhamet dileyen terk edilmiş aşığı anlatan bir melodidir. Bu makam, burukluğun yol açtığı umutsuzluk inleyişleridir, kendisine sabır sebat bırakmayan sevgilinin verdiği umutsuz aşk acısıyla kıvranan aşığın iç çekişleridir. Sonbahar ve rüzgarın eğlenip savurduğu sararmış yaprakların sessiz sakın düşüşünü gözler önüne getirir. Nihavent, oğlu uzak diyarlara giden ve onu ele geçirmeye çalışan umutsuzlukla savaşan, ayrılığa karşı sabır ve umutla direnen bir annenin duasıdır. Nihavent'te kalbin hissettiği ve ruhun nüfuz ettiği bir anlam, daha doğrusu anlamlar ve sırlar vardır. Dil bu sırları açığa vurmaya, kalem de bunları aydınlatmaya çalışır, ancak kalem burada kurumuş, dil de parçalanmış bulur kendini.